Mexico City’de Nereleri Gezdik, Neler Gördük?

5 10 2015

Meksika tatilimizi planlarken, iki üç gün ayırmayı düşündüğümüz Mexico City”ye büyüklüğünü ve tehlike potansiyelini düşünerek sadece bir iki gün ayırmaya karar verdik. Hem tatilde büyük şehirlerin stress ve kalabalık baskısını çok yaşamak istemediğimizden hem de uzaktan okuma yaparken sanki Mexcio City çok tehlikeli imiş gibi hissettiğimizden. Hemen tehlike ile başlayalım: Klasik olarak dikkat edilmesi gerekenlere uyulup, tehlike arzettiği söylenen yerlere gidilmedikçe biz Mexcio City’yi tehlikeli bulmadık. Ancak çok yakın sokaklarda birisi son derece canlı iken, yan sokağın tedirgin edici olduğuna da şahit olduk. Uzun lafın kısası Mexico City’nin biz Türkiyeliler için çok özel bir tehlike arz ettiğini düşünmedik.

Mexico City

Mexico City gezimize Zocalo’da denilen “Plaza de la Constitucion” ile başladık. Kocaman bir meydanın çevresinde “Placio Nacional”, “Templo Mayor”, “Catedral Metropolitana” ve “Sagrario Metropolitano” yer alıyor. Hatta bu kocaman meydanın ortasında, yapay bir çadırda yer alan ICT (Bilişim ve İletişim Teknolojileri) fuarı vardı.

Cathedral Metropolitana

Sabahın bu erken saatinde yola çıkmış pek çok insan, belki de işe gitmeden önce Catedral Metropolitana ve Sagrario Metropolitano kiliselerine uğruyor, büyük bir saygı ile kiliseye giriyor ve dua ediyorlardı. Bizler de kliselerin özellikle dış cephelerinin güzelliğine hayran olup, uzun uzun seyrettik ve fotoğraf çektik.

Sagrario Metropolitano

Benim için bu meydandaki en özel yer ise “Templo Mayor” oldu. Bu arkeolojik kalıntılar sayesinde Mexico City’nin Aztekler’in başkentleri Tenochtitlan üzerine kurulduğunu öğrendik. Hatta Mexico City’nin daha önce bir gölün üzerindeki adalar topluluğundan oluştuğunu, zaman içinde gölün tamamının dolması ile bugünkü halini aldığını anladık. Şehride bu yüzden batmakta olan binalar dahi varmış. Mexico City’de bir çeşit İstanbul gibi sanırız, nereye kazma vursanız altından inanılmaz eserler çıkıyor. Nitekim bu şehir de böyle bir kazma sallama esnasında bulunmuş. Templo Mayor’un kendisinden kalanlar sınırlı olmakla beraber etkileyici, özellikle müzesi… Müzesi hem müzecilik tasarımı, hem de içinde sergilenen eserler açısından bulunmaz bir nimet… Mexico’nun adı da aslında Aztekler’den geliyor. Mexico, Aztekler’in konuştuğu Nahuatl dilinde Aztek İmparatorluğunun kalbi anlamında imiş.

Templo Mayor Museum

Öğleden sonra ilk durağımız Placio National’deki Diego Rivera’nın duvar resimleri (muralla) oldu. Hali hazırda başbakanlık ve hazineye ev sahipliği yapan binaya kimlik bırakarak giriyorsunuz ve yönlendirmelerle muhteşem duvar resimlerine ulaşıyorsunuz. . Diego Rivera’yı, özellikle Frida filminden, Frida’nın kocası olarak hatırlayacaksınız. Yine filmden hatırlayacağınız gibi Frida’dan önce ve genellikle ondan önde giden ününü hep sürdürmüş bu çapkın ressam.

Placio National - Murallas

Mexico City’nin özellikle bizim gezdiğimiz bu tarihi merkez bölümünün neredeyse her sokağı Mahmutpaşa’yı andırıyordu. Ancak satılan şeyler için daha kalitesiz ve daha gereksiz bir sürü ıvır-zıvır tabirini kullansam yanlış olmaz sanırım. Sokakların bazıları bu sokak satıcıları ile öylesine tıklım tıklımdı ki, bırakın araba geçisini, biz bile yürümekte zorlandık. Yürümekte zorlanarak geçtiğimiz sokaklardan metroya, oradan da “Museo Nacional de Antropologia”ya gittik.

Museo de Antropologia

Müze, yine müzecilik anlamında da harika tasarlanmış, her bir bölümünde Meksika tarihinde yer almış eski uygarlıklar bulunuyor: Olmekler, Toltekler, Aztekler, Mayalar, Zapotekler, Teotihuacan uygarlıkları gibi. Her bir salon bile saatler alacak ölçekte pek çok eser barındırıyor. Bu muhteşem müzenin en iyi tarafı kapanış saatinin, geç oluşu oldu. Böylece müze de yine de saatler geçirdik: Her salonu gezecek vaktimiz olmadığından, ilgilendiğimiz, arkeolojik merkezlerini de ziyaret etmeyi planladığımız uygarlıklara öncelik vererek dolaştık.

Museo de Antropologia

Mexico City’de uğradığımız diğer bir semt de Palanco oldu. Burası “eski şehir” diyebileceğimiz yerden daha farklı, standart, ortalama gelirin üstündeki büyük şehir mahallesi görüntüsünü daha çok yansıtan bir yerdi. Eski şehirin sokaklarında daha çok melezler ve yerlilerle rastlaşırken, burada da daha çok beyazlara denk geldik.

Mexico City zaman ayırmak isteyene gezilip görülecek pek çok seçenek sunuyor: Meydanlar, müzeler, lokantalar, eğlence mekanları vs. gibi. Ancak hep büyük şehirlerde yaşamaktan mıdır nedir, ben turistik gezilerde giderek büyük şehirlere olan ilgimi daha çok kaybediyorum. Daha sakin, daha küçük yerler beni daha çok cezbediyor, kendimi daha çok tatilde hissediyorum. Siz Mexico City gibi devasa bir şehrin sokaklarında daha uzun süre kendinizi kaybetmek isterseniz, pek çok seçenek bulacağınıza eminim.

Reklamlar

İşlemler

Bilgi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s




%d blogcu bunu beğendi: