İpek Yolunun İncisi Buhara – II

29 11 2014

Buhara çok güzeldi ve görülecek çok fazla şey vardı. Gezinin planlamasını ben yapsam, Semerkant’a ayırdığımız vakti biraz daha kısaltarak buraya bir gün daha ayırmak isterdim. Buhara’yı bu anlamda biraz aceleci adımlarla gezdik. Öğleden sonranın ilerleyen saatlerinde yavaş yavaş çarşıların içine girmeye başlamıştık.

Buhara

Buhara’da farklı ürünlere odaklanmış, birbirine yakın kapalı çarşılar var: Taqi Zargaran (Mücevherciler Çarşısı), Taqi Sarrafon (Döviz çarşısı ama artık öyle değil), Taqi Telpak Furushon (Şapka çarşısı) ve Tim of Abdullah Khan. Taqi Sarrafon, dünyadaki en eski döviz çarşılarından bir tanesi imiş. Taa o zamanlarda dünyanın farklı yerlerinden gelen tüccarlar paralarını burada bozdururlarmış. Yine faizle para  alma/verme işlemleri de burada yapılırmış.BuharaBu çarşıların arasından nereyse koşarak geçiyoruz. Yine de gözümüze çarpan bir iki hatıra eşyasını satın almayı başardığımız için kendimizi kutluyoruz. Güneş etkisini kaybederken biz de iki medreseyi daha ziyaret ediyoruz. İlki Uluğ Bey Medresesi.  1417’de Mirza Uluğ Bey tarafından yaptırılan eser aynı zamanda Buhara’da O’ndan kalan tek eser olma özelliğini de taşıyor.

Uluğ Bey Medresesi

Uluğ Bey Medresesi’nin tam karşısında çok daha gösterişli tasarlanmış Abdülaziz Han Medresesi bulunuyor. 1652 yılında yapılan medrese Astrahan Hanlığı döneminden bir eser. Özbekistan’da başka  bir kaç medrese ile aynı ortak özelliği taşıyor: İslamiyet’te alışık olduğumuz sadece desenlerden oluşan süslemelerin aksine, desen dışı tasarımlar bu medresenin işlemelerinde kendisine yer bulmuş. Örneğin hayat ağacı motifi gibi.

Abdülaziz Han Medresesi

Bundan sonra yolumuz Buhara Sinagoguna düşüyor. Buhara’da şu anda sayıları birkaç yüze kadar düşmüş bir Yahudi topluluğu var. M.Ö. 10. yy’da itibaren Yahudiler’in Orta Asya’ya yerleştiği eski yazılarda yer alıyormuş. 18. yy’dan itibaren yoğun ayrımcılık gören Yahudiler zaman içinde burayı terk etmişler. Gezdiğimiz sinagog 17. yy’da yapılmış ve Buhara’daki ilk sinagogmuş. Bizim ziyaretimiz şöyle ilginç bir zaman geldi: Sukotra Bayramına. Bu sebeple Sinagog’un avlusunda bir çardak da kurulmuştu. Sinagog’un yapılış hikayesinin yazının daha sonrasında bahsedeceğim Nadir Divan Bey’le de bir ilgisi var. Sinagog’un arazisi daha önce Yahudi bir kadına aitmiş ve Nadir Divan Bey kendi yaptırmak istediği kompleks için araziyi almak, alamayınca zorla almak istemiş. Ancak daha sonra Yahudi kadının lehinde işleyen mahkemenin ardından arazi Sinagog yapılmak üzere ayrılmış.

Buhara Sinagogu

Akşam olmak üzereyken Leb-i Havuz’a yani Havuz Kenarına vardık. Civarında öğlen yemeğini de yediğimiz yapay havuzun etrafında 3 tane eser bulunuyor: Kukeldaş Medresesi, Nadir Divan Bey Medresesi ve Nadir Divan Bey Külliyesi. Bu havuzlar eskiden Buhara’da çok daha yaygınmış. Zira halkın su ihtiyacı bu havuzlardan sağlanıyormuş. Ancak salgın hastalıkların da kaynağı olduğundan Sovyet döneminde havuzlar kurutulmuş. Bu havuz etrafındaki eserler dolayısyla varlığını sürdürmüş. Kukeldaş süt kardeş anlamına geliyormuş. Medrese Şeybaniler döneminde 1568’de yapılmış.

Kukeldaş Medresesi

Kukeldaş Medresesinin bir yanında Nadir Divan Bey Medresesi, diğer yanında ise Nadir Divan Bey Tekkesi (Hankah ) yer alıyor. Her ikisi de Astrahanlar döneminde 1620’li yıllarda yapılmış. Tekke, Sufi tarikatlarında toplanma, ibadet etme ve zikretme yeri. Burası aynı zamanda manevi arınma ve karakter dönüşümünün de yaşandığı yer.  Nadir Divan Bey tekkesinde, Nadir Divan Bey Medresenin hocaları ve mollaları kalıyormuş.

Nadir Divan Bey Külliyesi

Nadir Divan Bey Medresesi aslında kervansaray olarak tasarlanmış. Mimari yapısı da buna şahitlik ediyor: Medreselerde giriş direk olarak avluya açılmıyor. Onun yerine sağa ve sola doğru uzanan koridorlardan medresenin avlusuna çıkılıyor. Genellikle sağ taraftaki koridorda küçük bir cami/mescit bulunuyor. Nadir Divan Bey Medresesi’nin en ilginç yanlarından biri İslam dininde yeri olmamasına karşın kapısında ejderhaya benzer figürlerin ve bir yüzün yer alması. Özbekistan’da birkaç eserde daha bu durumu gördük.

Nadir Divan Bey Medresesi

Leb’i Havuz’da bir tanıdığa rastladık: Nasreddin Hoca’ya. Nasreddin Hoca’nın heykeli bizi şaşırttı. Meğer Özbekler de Nasreddin Hoca’yı sahiplenmişler. Onların Nasreddin Efendisi Buhara’da doğmuş ve yaşamış. Latife ya da efendi adını verdikleri fıkraları onlar da bolca anlatıyorlarmış.

Nasreddin Efendi

Buhara’daki sonuncu ziyaretimiz Dört Minare anlamına gelen Char Minor Medresesine. Halif Niyazkul adında zengin bir Türkmen tarafında 1807 ylında yaptırılmış. Özbekistan’da bütün tarihi yapılan içinde olduğu gibi bunun içinde de küçük dükkanlar bulunuyor. Bu güzel durağımızın ardından Buhara’ya çok da doyamadan ayrılıyoruz.

Char Minor

Reklamlar

İşlemler

Bilgi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s




%d blogcu bunu beğendi: