İpek Yolu’nun İncisi Buhara – I

23 11 2014

Özbekistan gezisinde tarih derslerinden dinlediğimiz İpek Yolu’nu bana en çok  çağrıştıran,  kanımın da en çok ısındığı şehir Buhara oldu. Buhara’ya gece çok geç vakitte vardık ve eski şehrin kendine has havası olan, daracık sokaklarının yeni şehrin geniş, ferah caddelerine bağlandığı sınırda yer alan otelimize yerleştik. Otelimizin  bana çocukluğumu, uyanıp bir an önce koşarak dışarı çıkmayı ateşleyen o hafif duyguları çağrıştıran küçük bir avlusu vardı. Bizim kaldığımız oda da tam bu avlunun kenarında yer alıyordu. Sabah bir önceki günün iki uçuşlu tüm gün dolaşmalı programının ardından dinlenmiş uyandık. İlk hedefimiz Samanilerin kurucusu İsmail Samani için yapılmış türbe. 10. yy’dan kalma, erken İslam mimarisinin göz bebeği bu eser, diğer gördüğümüz eserlerden farklı. Bu da çok hoşumuza gidiyor.

İsmail Samani Türbesi

 

İsmail Samani Türbesinin  ardından Buhara Şehri’nin önemli ölçüde yok olmuş sur ve kapılarının kalıntılarına uzanıyoruz.

BuharaSurlari

Bu kapılar Buhara şehrinin pazarının hemen yanında yer alıyor. Kısa pazar gezintimiz yine de çarpıcı manzaralar sunuyor bize.

Buhara Pazarı

Pazarı bir labirent gibi dolaşarak kendimizi bir başka meydana atıyoruz. Bu sefer de 12. yy ait Harzem mimarisinin özelliklerini taşıyan Çeşme-i Eyüp Türbesine geliyoruz. Efsaneye göre buraya yolu düşen Eyüp, susuzluktan kırılan şehirde dolaşırken asasını yere vuruyor ve türbenin içinde yer alan kuyunun sağlıklı ve iyileştirici suyu ortaya çıkıyor.

Eyüp Ayazması

Yine Buhara’nın sokaklarından geçerek pek güzel bir camiye ulaşıyoruz: BalaHavuz Camisi. Registan Meyda’nındaki 17. yy’dan kalma bu cami, kaleye yakın oluşundan dolayı Emirlerin ve onların efradının ibadet ettiği cami imiş. Bala tahmin ettiğiniz üzere çocuk demek.

Bala Havuz Cami

Registan Meydan’ında Cami ile arasında artık geniş bir caddenin olduğu Ark Kalesi’ne yürüyoruz. İlki 5 yy’da yapılan kale, yeniden her yapıldığında eskisinin üzerine inşaa edilmiş. Geniş bir yaşam alanı sunan kalede camii, harem, idari ofisler, zindan, ahır vs. yer alıyor.

Ark Kalesi

Kalenin içini etraflıca gezmek epey zamanımızı alıyor. Kalenin içinde bir de küçük arkeoloji müzesi bulunuyor.

Ark Kale

Kalenin yakınlarında bizim uğramadığımız bir de zindan var. Kalenin kenarından birazdan yürüyerek ulaşacağımız eski şehrin kalbindeki Poyi – Kalon Kompleksini görebiliyoruz.

Poy-i Kalon Kompleksi

İtiraf etmeliyim ki bu gezide benim en çok sevdiğim şehir Buhara oldu. Buhara’nın da gözbebeği bol fotoğraf çektiğim, şimdi hangisini kullanacağımı şaşırdığım karşılıklı bir cami ve medreseden oluşan bu merkez oldu. 8. yy’dan beri pek çok kere yıkılıp yeniden yapılmış bu alandaki eserler. Şu andaki Kalon Cami 1121’de Karahanlı Kağanı Arslan Han tarafından yaptırılmış. Ancak Cengiz Han tarafından daha sonra yıkıma uğramış. Üstü kapalı bölümünde 208 kolon ile 288 kubbe olan bu cami 12.000 kişiyi ağırlayabiliyor. Günümüze orjinalinden ulaşan sadece minaresi. Neredeyse 46m yüksekliğindeki bu minarenin Özbekistan’daki diğer eserlere göre çok öne çıkan bir özelliği var: Neredeyse hiç tamir görmemiş olması.

Kalon CamiKalon Cami’nin hemen karşısında kompleksin diğer parçası Mir-i Arab Medresesi. Şeybanilerin ruhani önderi Şeyh Abdullah Yemeni için yaptırılmış. Şeyh daha ziyade Mir’i Arab adıyla anılıyormuş. 114 hücreden oluşan medrese Buhara’nın ikinci büyük medresesi ve hala kullanımda. Hatta bölgenin en önemli, girilmesi en zor medreselerindenmiş. Biz ziyaret ettiğimizde öğrenciler olduğundan medresenin avlulusuna giremedik. Medresede Şeyhin kendisi, Übeydullah Han ve  Müderris Muhammed Kasım’ın türbesi de yer alıyor. Nakşibendi Sufi Tarikatına bağlı olan Şeybaniler’de Şeyh’lerine saygı o denli büyükmüş ki hanın öğretmeninin ayak ucuna gömülmesi yeterince büyük bir hediye imiş. Burada yatışları da aynen böyle.

Miri Arab Medrese

Bu denli cami yoğun mekanlarda gezmemize karşın ezan sesi duymamak bizi şaşırtmıştı. Öğrendik ki ezanın insan sesi ile okunması kuralı varmış. Mikrofonla okunamıyormuş.  Kompleksin ardından çarşıya ilerleken yolumuzun üstünde yine bayıldığımız, tarihi değerini, orjinalliğini koruyan Magoki Attar Camisine geliyoruz. Bu caminin ilk yapımı 9. yy’a dayandırılıyor. 16. yy’da tamir görmüş. Daha enterasan noktada bu caminin alt katmanlarında tarih boyunca ay tapınağı, Zerdüşt tapınağı ve Budist tapınağı olması. Kapısı -onun kadar etkili olmasa da- bana Divriği Camini çağrıştırdı. Tıpkı oradaki gibi bir cami olarak inşa edilse de, inşa eden halkın kültürel tüm özelliklerini, tarihinde ne olup ne bitmişse, neye dönüşmüşse, cami kapısının tüm bunların izlerini taşıdığını düşündüm… Bu camiye ilişkin diğer bir söylence de henüz kendi tapınakları olmadığı dönemde Buhara Yahudilerinin de bu camide ibadet ettikleri şeklinde. Magoki Attar Cami

Buhara bize alış-veriş için tavsiye edilen yer olmuştu. En çok çeşit ve fiyat avantajını burada bulacağımızı söylemişlerdi. Gerçekten öyle midir bilmiyorum ama gezimizin bundan sonrası pek güzel çarşıları -maalesef pek hızlı- gezerek geçti. Çarşılar ve geri kalan yerleri de yazının ikinci bölümünde anlatacağım.

Reklamlar

İşlemler

Bilgi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s




%d blogcu bunu beğendi: