Fas Gezisi – Kazablanka

25 10 2013

Fas gezimize THY’nin direk uçuşunu gerçekleştirdiği Kazablanka ile başladık. Kazablanka’nın adı portekizceden geliyor: Beyaz ev anlamında. Sonrasında isponyollaşmış. Fas’ın en büyük kenti, aynı zamanda ülkenin ticari başkenti. Genel olarak bakıldığında gerçekten de evlerde beyaz renk ağırlıklı. Kazablanka’ya herkesin tanışıklığı daha ziyade 1942 yılında çekilmiş, baş rollerinde Humphery Bogart ve Ingrid Bergman’ın oynadığı kentle aynı adı paylaşan filmden. Bir de filmin en ünlü repliği “Play it again Sam” ve ünlü şarkısı “As Time Goes By” var…

Biz ise filmin ardından kente dair ilk fikirlerimizi Muhammed V meydanında edindik.

Muhammed V Meydanı

Ancak Kazablanka’nın turistik açıdan sanırım en ilgi çekici noktası II. Hasan camii. Atlas Okyanusunun hemen kıyısına inşaa edilen bu görkemli camii, eğer insanın kendisini küçücük hissetmesi hedeflenerek planlandıysa, hedefine ulaştığını söyleyebiliriz. 210 metrelik -dünyadaki en yüksek- minaresi ile son derece göz alıcı bu camiinin yapımı için 585 milyon euro harcandığı ve sadece kapalı alanda 25.000 kişinin aynı anda namaz kılabildiğini söylersem sanırım bir fikir vermiş olurum.

II. Hasan Camii

Camii’nin bahçesi ise 80.000 kişinin aynı anda namaz kılmasına müsaade ediyor. Namaz saatleri dışında kapalı olan Camii’ye ilk ziyaretimiz, namaz saatine denk gelmemesi sebebi ile içini göremeyeşimizle sona erdi. Bunun üzerine yatsı namazında gelmeyi kararlaştırdık. Böylece son dakikada yetişsek de Müslüman olmayanların kabul edilmediği Camii’yi yatsı namazı esnasında görmüş olduk.

II. Hasan Camii

Fas’ta camiilere yönelik bana ilginç gelen noktalardan bir tanesi silindir yerine dörtgen tasarlanmış minarelerdi. Camii’lerde de kubbe olmadığından ve yine onlar da dörtgen tasarlandığından, özellikle küçük köylerin yanında geçtiğimizde ben ısrarla her camiiyi once kilise olarak algıladım. Sonra tekrar aklıma geldi Fas’taki camiilerin mimarisi. Yine camii, medrese vs. gibi eserlerin çatıları yeşil renkle tasarlanmış. Dolayısıyla bir tepeden baktığınızda neresinin İslamiyet’e ilişkin dini bir yapı olduğunu rahatlıkla ayırt edebiliyorsunuz.

II. Hasan Camii

II. Hasan Camii’nin ardından sonraki durağımız Atlas Okyanusu kıyısınca uzanan kordon. Fas’ta çalışma ve tatil günleri Türkiye’deki ile aynı. Dolayısıyla Kazablanka’ya vardığımız pazar günü, kordonda tam bir şenlik havası vardı. Kazablankalılar hava almaya, spor yapmaya ve çocukları ile zaman geçirmeye çıkmışlardı. İtiraf etmeliyim ki Kazablanka’nın -ve sonrasında göreceğimiz diğer Fas kentlerinin – yol ve kaldırım düzenlemeleri Türkiye’nin inanılmaz ötesinde. Bizim kaldırım, yol, park ve çevre düzenlemesi ihalelerini alan betonsever firmalar henüz Kazablanka’da ihale alamamışlar sanıyorum. Bu arada tüm bunları fark ederken, kendi içimdeki “klasik Batılı Doğulu” değerlendirme bağnazlığını da atamadığımı bir kere daha açıklıkla gördüm. Ki aslında Fas zaten doğuda değil, ancak sanıyorum Müslüman bir ülke olarak ve Kuzey Afrika’da yer alması dolayısyla özellikle kent planlamacılığı konusunda Türkiye’den daha geride bir ülke göreceğimi düşünmüşüm. Her konuda özgün düşünmeyi ve hissetmeyi en baştan öğrenmek gerekiyor. Kategorize etmek hem algılarımızı köreltiyor, hem de ayrımcılığa kapı açıyor…

Kordon, Kazablanka

Kordon boyunca yer yer klüpler yer alıyor. Üyelik usülü ile çalışan bu klüp plajlar üyelerine havuz, hatta deniz suyu ile doldurulmuş havuz seçenekleri sunuyorlar. Kazablanka’da spor yapma alışkanlığı mevcut. Tüm gezdiğimiz kentlerde ara ara koşan insanlara -genellikle erkek- rastlayışımızın yanında, sabahın erken saatinde yürüyüşe çıkanlarla da karşılaştık.

Atlas Okyanusu, Kazablanka

Genel değerlendirmemde bahsettiğim nane çayı ile kordon kıyısında konakladığımız kafede tanıştık. Fas’ta çay denilince nane çayı anlaşılıyor. Bu son derece rahatlatıcı çayı çok beğendim. Demleme çay hastaları, bağlılıklarına bu ülkeyi ziyaret ederken biraz ara verecekler.

Kazablanka

Bir sonraki durağımız Seyyid Abdurahman türbesi. Bir adada konumlanmış türbe, ada ile kent arasına yapılmış köprü sayesinde artık her an erişilebilir durumda. Seyyid kelimesi burada “Sidi” olarak kullanılıyor ve seyahatimiz boyunca bolca karşımıza çıkıyor. Seyid Hz. Muhammed’in soyundan gelenlere verilen ad. Hatta Sünniler’in daha da özelleşmiş bir kullanımları var: (Muhammed’in torunlarından) Hüseyin’in soyundan gelenlere seyyid, Hasan’ın soyundan gelenlere ise Şerif deniyor. Fas’taki islamiyet’e ilişkin diğer dini mabetlerde olduğu gibi, buraya da Müslüman olmayanlar Kabul edilmiyor.

Sidi Absurahman Türbesi

Sonraki durağımız ise, tüm kraliyet kentlerinde sarayı bulunan kral’ın Kazablanka’daki sarayının kapısı. Ne yazık ki güvenlik önlemleri sebebi ile kapıya pek yaklaştırılmıyoruz. Garip bir açıdan en fazla aşağıdaki fotoyu çekerek yolumuza devam ediyoruz.

Kazablanka Kraliyet Sarayı

Sarayın kapısını acaip bir açıdan çekmeye çalışırken yerlere dağılmış ve ezilmiş zeytinleri fark ettim. Tıpkı bizim dut ağaçlarımız gibi yollarda bol miktarda zeytin ağacı var. Zeytinleri toplanmayan bu ağaçların meyveleri yerlerde ezilmeye mahkum oluyor anladığımız. Sarayın hemen kıyısında yer alan Quatier de Habous’un sokaklarında geziniyoruz. Burası Fransızlar eli ile yapılmış çarşısı ancak yolculuğun ilerleyen kısımlarında göreceğimiz gibi gerçek Fas çarşıları ile kıyaslanınca daha ziyade basit bir demo görünümünde… Gerçi otelimize dönüş yolunda greçek bir pazar ile de karşılaştık: Doğunun pazarlarının tüm karmaşası, kalabalığı, kokuları ve yer yer pisliğini sunuyordu.
Quartier de Habous

Anfa’daki lüks villalarının arasından geçerek otelimize varıyoruz. Kentin genel düzenliliğinden bahsettim ama bu vurgularım hiç gecekondu olmadığı anlamına gelmesin. Hatta yakın zamana deign gecekondulardan doğan şiddeti yaşamış bir ülke Fas. Onlar da gecekonduları dönüştürme işine soyunmuş durumdalarmış. Ancak bizim ülkemizde gerçekleştiği gibi gerçek mahalleliyi uzaklaştıran, bölgeyi sadece zenginlere sunan ve iddialı bir rant yaratan cinsten mi dönüşüm, bilmiyorum. Kazablanka’da yemekten sonar hala son bir durağımız var. Casablanca filminin ana sahnelerinin teorik olarak geçtiği Rick’s Cafe’ye gidiyoruz. Aslında filmin önemli bir kısmı stüdyolarda çekilmiş, yine de bu kafeye gitmek keyifli. Özellikle canlı bir caz orkestrasının müziklerini dinleme fırsatı bulduğumuzu düşünürsek…

Rick's Cafe, Kazablanka

Reklamlar

İşlemler

Bilgi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s




%d blogcu bunu beğendi: