Türkiye Bisiklet Rotaları – Bisikletle Sakarya Gezisi – İkinci Gün

13 05 2013

İkinci günün sabahında güneş henüz doğmamışken erkenden, iyice dinlenmiş uyandım. Fotoğraf makinemi alıp sessizce çadırdan dışarı çıktım. Ve bu güzel doğa parçasında hem biraz dolaştım hem de fotograf çektim. Dün bizi korkutan sivrisinekler hala ortalıkta yoktu; Havada sabah tazeliği ve serinliği bir de kurbağaların sesleri vardı sadece.

Ben kampa döndüğümde kampta yavaş yavaş uyanmaya başlamıştı. Her zaman saatler konusunda son derece duyarlı olan ben, dünden beri zaman zaman tedirgin olarak konuştuğumuz bugünkü 90KM’lik parkur için hızla hazırlanmaya başladım. Kahvaltımızı ettik, kamp malzemelerini toparladık ve çantalarımızı teslime gittik. O zaman farkettim ki benim bitirmiş olduğum işleri kampın çoğunluğu aheste aheste yapmakta. İlk defa o an 90KM’nin tamamlanamayabileceğini düşündüm. Uzun süre etrafta oyanlandıktan sonra nihayet tüm kamp toparlanmıştı. Güzel kamp alanımıza elvada diyerek, kendimizi dün gelirken de zorlandığımız toprak yola verdik. Taşlı yollar sebebi ile çok hızlanamadığımız bir inişle köye vardık, onun ardından da rehberimizden aldığım tarif doğrultusunda yine tek başıma pedallamaya başladım.

Bu tatlı havadaki, tatlı inişte hissettiğimiz tatlı rüzgar malesef çok uzun sürmedi. İlk hedefimiz Dereköy için zorlu bir çıkışa başladık. Biraz önce uçan giden arkadaşlarımızı da J bu civarda yakaladım. Size eğimi ve eforumuzu şöyle tarfi edeyim: Bir süre yolu tırmanmakta olan bir kamplumbağa ile beraberce yol aldık. Biz yokuş tırmandıkça, sanki güneş de daha yakıcı bir hal almaya başlamıştı. Neyse ki bu çıkışların, esintili inişleri oluyordu. Dereköy’ün ardından sırada Yassıgeçit köyü vardı. Gezdiğimiz bir kısım köy eski Rum köyleriydi. Bunlardan bir tanesi olan Yassıgeçit’e mübadele sonrasında Selanikli muhacirler yerleşmişti. Bu köylerin hepsi topraktan coşku ve inanılmaz parlaklıkta fışkıran yeşillerin içinde yer alıyorlardı. Hepsi de belirli bir refah seviyesini işaret ediyorlardı.

Bir önceki gün geçtiğimiz yollar ne kadar düz araziye yayılmışlarsa, ikinci gün pedalladığımız arazi o denli engebeliydi. Hatta sırasıyla uğradığımız köylerin biri derede, diğeri tepede dersek çok da yanlış olmaz. Uğradığımız köylerde uzun molalar ve sohbetler de bu inişli çıkışlı resime eklendiğinde 90KM’yi tamamlamamız giderek daha fazla hayal oluyordu.

Bu noktaların ardında bir yerde hiç şahit olmadığımız bir trafik ve hareketlenme başladı. Köy yolları 1.5 araba geçecekmiş gibi planlandığından, bu denli çok trafik oluşu, özellikle bisikletli bizler için zor oluyor. Yolun kenarında kaçacak yerimiz de olmayınca, keyif yerini sürekli bir dikkat ve hafif bir tedirginliğe bırakıyor. Böyle bir havada ilerlerken, sert bir inişin ve virajın olduğu nokta da karşıdan da süratle ve kontrolsüzce viraja gelen bir kamyonet sebebiyle bir arkadaşımız yolun dışına savrularak düştü. Kolunu derin yaralamasına ragmen, başka bir sıkıntı olmadığından hepimiz rahatladık.

Bu trafik, arabaların bildiğimiz anayollara parkederek, yolu tamamen kapatmasıyla en yüksek noktasına ulaştı. Anladık ki, köyde bir cenaze varmış ve tüm yakın köyler bu köye gelmişler. Oradaki kaos sonra nasıl çözüldü bilmiyorum zira herkes birbirinin önüne, iç içe parketmişti arabalarını. Ben bisikletimden indim, kendim ve bisikletime yol açmakta zorlandım. Bir de tabi böyle durumlarda stresi ile baş etmeyi öğrenememiş Türk insanının verdiği tepkiler özellikle anmaya değer: Değişik yüz, el-kol ifadeleri ve cümlelerle “bir siz eksiktiniz” vurguları. Sanki o inanılmaz karmaşayı biz yaratmışız gibi. “Burası benim, senin ne işin var burada, niye rahatımı bozuyorsun varlığınla” yaklaşımı. Bisikletle bunu çok daha sık görüyoruz.

Bu karmaşadan sonra yine sert bir inişin ardından diğer arkadaşlarımızla buluştuk. Sonra yeniden pedallamaya başladık. Cumhur her yokuşun başında sadece tek bir tırmanış kaldı dediyse de ben günün sonunda gerek bisikletin gerekse de kamyonun üstünde yaptığımız tırmanışları sayamadım. Yassıgeçit’in ardından yeşillikler içinde gizlenmiş evleri, camileriyle hepsi ayrı güzellikte görünen Ardıçbeli ve Ortaköy’den geçtik.

Nihayet saat bayağı ilerlediğinden ve hala önümüzde –Cumhur’a göre bir J – sıkı tımanışlar olduğundan, Yenidoğan köyüne gelmeden çok performanslı bir bisikletçi olan Murat hariç, hepimiz kamyona zıpladık. Minumum üç tırmanışı ve bir Abaza köyü olan Kurudere, Yeşilköy ve Şerbetpınarı köylerini kamyon ile geçtik.

Kestanepınarı’nın ardından Hendek’e giden ana asfalt yolda durakladık. Bisikletle devam etmek isteyenler bisikletlerine atladılar. Bu tarz asfalt yollarda gitmenin, köyleri birbirine bağlayan yollarda gitmekten farkı var: Bir defa uzun süre köy olmadığından bir ıssızlık duygusu var. Trafik neredeyse yok gibi. Asfalt yolun genişliği, düzgünlüğü ve iyi işaretlenmiş oluşu bir çeşit şehir duygusu veriyor. Yol ve doğa birbirinden Keskin ve net çizgilerle ayrılmış oluyor. Bu Duygu ve ıssızlık birbirine eklenince etraf yemyeşil olmasına ragmen köy yollarındaki o doğanın içinde olma, daha doğrusu doğa ile bir olma duygusu bende kayboluyor. Bu yollarda bisiklet çok hijyenik tabiri caizse. İşte kamyondan inişimizin ardından uzun kilometreler hafif iniş ve çıkışlı bu yollarda tek başıma pedalladım. Arada da “Bu yollarda yanlız başımıza gidiyoruz ama başımıza bir iş gelmesin” duygusundan kendimi alamayarak.

Belli bir noktadan sonra sürekli bir inişe geçtik. Bir süre sonra Hendek’i kuşbakışı görebilmeye başladık. Önceleri bu sert ve yer yer virajlı inişi düzenli frenlerle bisikleti yavaşlatarak yapabildim ancak Hendekliler’in çok popüler piknik alanı olan Selman Dede Piknik Alanına gelince işler değişti. Birincisi -akşam saatlerinin yaklaşmasından da ötürü- araç trafiği inanılmaz arttı, ikincisi insan trafiği artı. Eğim zaten çok sertti, üstüne sert virajlar, insan ve araba faktörü eklenince belli bir noktada durup bisikletten indim ve yokuşun sanıyorum 500-700 metrelik bir kısmını yürüyerek indim. Bizimkiler neşeyle yanımdan geçerek ve hızlanarak Hendek’e vardılar. Ben biraz sonra bisikletimle kamyona atladığımda 54KM yol yapmıştım. Buluşma yerinde kıyafetlerimizi değiştirip, bisikletlerimizi kamyona yükledik ve hemen yola koyulduk.

Yine muhteşem bir doğanın içinde dolaşmıştık. Birinci gün ve ikinci günün hem yapılan KM, hem de eğim özellikleri dikkate alındığında biraz daha dengel olması daha çok KM yapabilmemize ve daha az insanın bisikleti bırakıp, kamyona atlamasına engel olabilirdi sanırım.


İşlemler

Information

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s




%d blogcu bunu beğendi: