Nemrut – Süphan – Ağrı dağı Çıkışları / İkinci Gün

12 09 2012

Önceki gece ziyaretimize gelen ayımız Homurabi’nin ardından sabahın olmasını sevinçle karşıladık. Yemek çadırındaki kahvaltının ardından güzel kamp yerimizin tadını çıkardık.

Bugünkü hedefimiz ilk zirvemiz olan Nemrut Dağı idi. Bu dağ Adıyaman’daki Komagene krallığına ait büyük heykellerin olduğu Nemrut ile sıklıkla karıştırılıyor. Bizim Nemrut dağımızda ise dünyadaki ikinci büyük krater gölü bulunuyor.

Nemrut küçük krater gölünün yanındaki kamp alanımızda geçirdiğimiz saatler ve Nemrut zirve aslında bizi Ağrı için hazırlıyor. Diğer bir deyişle aklimitize oluyor, yani yükseklikle beraber azalan oksijene bedenimizin uyum göstermesine fırsat tanıyoruz.

Bu geziye başlamadan önce bir arkadaşım Ağrı için en önemli malzemenin batonlar olduğunu söylemişti. Olmazsa olmaz demişti. Ben daha Nemrut çıkışında bu şekilde hissetmeye başladım.

Sabah 8 gibi başlayan çıkışımızda bize yerel rehberimiz önderlik etti. Çıkış yumuşak bir yükselişin ardından, oldukça dik, sık ağaçlıklı ve toprak bir zemin ile devam etti. Bu bölümde yol almaktan ziyade irtifa kazandık. Toza toprağa feci bulandık, özellikle aynı bölümden inerken. Dolayısyla tozluğumu kullansaydım iyi olurdu diye düşünmekten kendimi alamadım. Zaten yanımda bulunan buff da bu toz toprakta oldukça işime yaradı.  Yine bu bölüm tırmanışta yorucu ancak inişte daha zor ve yıpratıcı idi.

Bu bölümün ardından yine açık arazide daha yumuşak yükselen mesafeyi katederek ilk zirvemize, 2.935 metreye ulaştık. Zirveye ulaşana dek koşudan ve macera yarışlarından kalma alışkanlıkla sürekli su içmeye ve kuruyemiş, tuzlu biskivi gibi yiyeceklerden azar azar atıştırmaya devam etmiştim. Özellikle suyu kolaylıkla tüketmek için sırt çantasında taşınan ve bir boru vasıtasıyla hemen eriştiğiniz su deposu en mantıklı çözümdü. Atıştırmalıklarda da sadece kuruyemiş -dolayısyla tatlı- odaklı gitmeyip, tuzlu, ekşi vs. gibi çeşitlere yer vermek yedi sekiz günlük dağ, kamp etkinlikleri için çok daha uygun oluyor.

Zirvede  kısa bir dinlenme molası verdik ve bol miktarda fotoğraf çektik, çekildik. Zirvenin hemen altındaki bir noktadan muhteşem bir büyük göl ve küçük göl manzarasını seyrettik.

Ardından yukardaki fotoda solda kalan küçük göl kenarındaki kamp yerimize doğru hareketlendik. Dağ ile ilgili kazaların büyük bölümünün inişte gerçekleşmesi kulağa mantıklı geliyor. Nedense insan dönerken daha aceleci hareket ediyor. İnişte bizim aklımızda da sürekli göle girmek vardı. Ancak küçük göl yerine biraz daha yürümeyi göze alarak büyük göle gittik. Su çok berrak , çok soğuk ve muhteşemdi.

Nemrut çıkışında yanlış çorap -pamuklu- seçtiğim için ayaklarımı tahriş etmiştim. Üzerime nefes alabilen spor t-shirtlerinden giyip, bu detayı unutuşum. Sonrasında ayağımda oluşan yaralar biraz sıkıntı yarattı. Ancak benden daha kötü durumda olanlar da vardı ekibimizde. Tüm bu ayak meselesinin ardından su çok daha iyi geldi. Gölde Siirt’te çalışıp, hafta sonu için buraya kamp yapmaya gelmiş bir ekiple karşılaştık. Bir doktor, bir üniversite çalışanı ve bir öğretmen. Kampa döndüğümüzde farkettik ki bize çok yakın bir yere de kamp atmışlar.

Kampımızın yakınlarında ufak bir çaycı vardı, zira Nemrut krater gölleri aynı zamanda çok tercih edilen bir mesire yeri. Kendime çay almaya gittiğimde orada oturmakta olan bir aile beni masasına davet etti. Diyarbakır’ın sıcaklarından bunalıp, serinlemek için gelmişler. Ordan burdan sohbet ettik. Ailenin annesi halama o denli benziyordu ki bu havadan sudan konuşmanın bende izi kaldı. Bir de oraların insanına özgü samimiyet ve sıcaklık bambaşka. Sohbetten dönerken bu sefer de Siirli kampçılar beni ayran aşı yemeye çağırdılar. Kısıtlı miktardaki yemeklerine ortak olmak istemesem de o denli ısrar ettiler ki, kabul etmemenin kabalık olacağı noktada ikramlarını kabul ettim. Yine aynı, arkasında başka bir gündem olmayan paylaşım ve sıcaklık. Galiba büyük şehirlerde hem biz böyle şeylere rastlamıyoruz hem de bizim içimizde bu yönler varsa dahi  körelip gidiyor.

Akşam ise klasik seyrinde geçmiş : Kampımıza yine Homurabi gelmiş. Ancak ben üşenmeyip çadırımı, yemek çadırından oldukça uzağa taşıdığımdan hiç bir şeyi ruhum duymadı. Bu defasında ekip, Homurani’yi izlemiş hatta fotoğrafını bile çekmiş. Doğrusu orada olmadığım için pişman değilim. Bu sayede kesintisiz bir gece uykusu çektim…

Reklamlar

İşlemler

Information

One response

8 03 2016
Ahmet

Harika.Tatvanlı biri olarak utandım,çiktiğiniz noktalara çikamadım daha.seneye insallah.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s




%d blogcu bunu beğendi: