Türkiye Bisiklet Rotaları – Yüz Yıllık Macera – İkinci Gün

14 06 2012

İnegöl’de güne rahat başladık. Bugünkü rotamızın nispeten kolay olduğunu bilioyorduk. Önce otelin güzel bahçesinde nefis bir kahvaltı yaptık. Karşı da sislerin arasında Uludağ’ın hala tepesinde kar bulunan manzarası da bizlere eşlik etti.

Saat 9:30 gibi bir grup bisikletli İnegöl kent merkezine indik. İnegöl, oldukça eski bir yerleşim bölgesi ve uzun bir geçmişe sahip. Şehri dolaşırken farkettiğimiz, etrafı ağaçlıklı en güzel cadde, özellikle Osmanlı zamanından kalma evleri ile de ünlü imiş. Ancak zaman içinde yapılaşma ile bu evler tahribata uğramışlar. Bize söylenene göre, Osmanlı evlerini canlandırmak üzere projeler devam ediyormuş.

Hedefimiz İnegöl Kent Müzesini gemekti. Müzeye varmadan geçtiğimiz meydanların birinde yer alan, Saadet Partisi Gençlik Kolunun astığı,  “Zina Yeniden Suç Sayılsın” afişi, hem bizi bir tarafıyla şaşırttı, hem de Türkiye’nin içinden geçtiği dönem düşüüldüğünde şaşırtmadı. Sevgili avukat arkadaşımız Işıl, zinanın şuç olmaktan çıkarılmasının ardından yatan en temel gerekçenin “eşitliğe aykırı olması” olduğunu, kadın ve erkeğe farklı standartlarla yaklaşıldığını hatırlatıyor. Zaman zaman içimden Türkiye için ağlamak geliyor. Ve üzülerek ifade etmeliyim ki bu “zaman zamanlar” giderek sıklaşmaya başladı.

İnegöl Müzesine vardığımızda, heyecanlı müze yetkilileri bizi sıcaklıkla karşıladılar ve 3 katlı bu güzel müzeyi bize detaylarıyla tanıttılar.

Müzenin hemen karşısında yer alan XV. yy Osmanlı mimarisi örneklerinden  İshak Paşa Külliyesi ise başka türlü göz alıcıydı: Medrese, türbe ve camiden oluşan külliyenin hem kendisi,  hem de etrafındaki çınar ağaçları ve altındaki çay bahçeleriyle sunduğu dingin atmosfer. Oldukça kısıtlı zamanımıza karşın, burada bir çay içebilmek çok keyifliydi. Bir dahaki sefere burayı ayrıntılarını görerek dolaşmayı çok isterim.

Yine zamanımız olmadığından Yıldırım Beyazıt tarafından yapılan cuma camiini ve kapalı çarşıyı göremedik. Gezi için ayrılan sürenin sonunda son hızla pedallayarak, grubun geri kalanı ile buluşmak ve yola çıkmak için hareketlendik.

Tüm grup ikinci gün için, İnegöl merkeze inmeden, arka taraftaki bir yoldan çıkarak, yine trafiğin olmadığı, doğayı daha çok hissedebildiğimiz iki şeritli İnegöl – Yenişehir yolunda pedellamaya başladık. Bir süre sonra yanımızda beliren ve sonrasında da üzerindeki köprüden seyrettiğimiz Boğazköy Baraj Gölü manzaraları çok güzeldi!

İnegöl’den Yenişehir’e yani öğlen yemeği durağımıza olan mesafe 25K idi. Sabah herkes geç uyandığından ve kuvvetli kahvaltı yaptığından, sanıyorum komite Yenişehir’e varışımızı ve öğlen yemeğini biraz daha geciktirmek istiyordu. Böylece yollarda bol bol mola verdik. Mola verdiğimiz köylerdeki dut ağaçları saldırılarımızdan kurtulamadılar. Açık bulduğumuz kantin -sanıyorum Ayaz köyü- de sanıyorum uzun dönemdeki en yüksek hasılatını yapmıştır. Devam ettiğimiz yol boyunca, ara ara yanımızda akıp giden Kocasu Çayını gördük.

Ancak mesafe kısa olduğundan öğlen saatlerinde Yenişehir’e vardık ve ardından bir türlü Yenişehir’den ayrılmayı başaramadık diyebilirim 🙂 Büyük bir misafirperverlikle bize Yenişehir’in tüm güzelliklerini göstermeye çalışan “Yenişehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü” personeline öncelikle yürekten teşekkürler. Ancak ciddi bir güneş altında, 137 bisikletli çok kısa aralıklarla dur kalk yapınca, zaman zaman aramızda şakalaşmalar da oldu…Katılımcı Hollandalılar’dan bir tanesi “İnanamıyorum, son 1K içinde 4 mola verdik” diye durumu özetledi. Amaa, güzel yerler gördük mü? Gördük! Türkiye’deki bu hem doğal çeşitlilik, hem de tarihi zenginlik, şahit olduğum her defasında, beni bir kere daha şaşırtıyor, mutlu ediyor ve bu denli güzel bir mirası ve doğal zenginliği olan ülkede yaşadığım için büyük çoşku duyuyorum.

Osmanlı’nın beylik döneminde, çadır hayatından yerleşik hayata ilk geçişi yaptığı ve Bursa’nın başkent oluşuna değin 29 yıl boyunca Osmanlı’nın ilk başkenti, Yenişehir’de ilk durağımız, şehrin merkez meydanı olan Cumhuriyet meydanı ve burada yer alan saat kulesiydi.

Ardından öğlen yemeğimiz için Babasultan Parkı diye anılan ve içinde I. Murad döneminde kalma, nefis Postinpuş Paşa Zaviyesi’ni barındıran parka gittik. Zaviye’nin bahçesinde yemek sırasında beklerken artık acıkmıştık. Yenişehir belediyesi sanıyorum ziyaret ettiğimiz farklı ilçeler içinde bize en çok özeni gösteren ve en cömert davranan belediye oldu. En azından biz bol kepçeden dağıtılan köfte ve salatalarımızı alırken böyle düşünüyorduk.

Öğlen yemeğimizi Babsultan Parkının güzel düzenlenmiş havuzuna karşı yedik. Tura beraber katıldığımız sevgili arkadaşlarım Işıl ve Cem ile beraber huzurlu, keyifli, bol sohbetli ve muhteşem köfte, salata, ayran, çiçek ekmekli bir yemek oldu. Ardından devam edeceğimiz yolda, yol çalışması olduğundan, hepimize maske dağıtıldı. Organizasyonun düşündüğü incelikler karşısında ne diyeceğimi bilemedim.

Yemeğin ardından hemen yola çıkacağımızı düşünürken yukarda bahsettiğim Yenişehir gezimiz başladı. Önce Belediye Binası önünde fotoğraf çektirdik, ardından bahçesinde bize soğuk su ve güzel bir çay ikram ettikleri, XVI. yüzyılda yapılmış Koca Sinan Paşa Külliyesine gittik.

Biz gezemedik ama pek çok başka görülmeye değer eser olduğunu da öğrendik : Osman Gazi’ nin yaptırdığı saraydan  kalan Saray Hamamı, XIV. yüzyılda inşa edilen Voyvoda Cami (Çınarlı Cami), XVI. yüzyılda yapılmış olan Bali Bey Cami. Orhan Bey tarafından yaptırılan Ulu Cami, Süleyman Paşa Külliyesi, 1645’de Yenişehirli Hüseyin Paşanın yaptırdığı Çifte Hamam gibi.

Külliyede oyanlandıktan sonra biraz da sokağa göz attım. Burada da harap halde de olsa eski Osmanlı Evleri çok güzeldi. Geçmişin güzel izlerini koruyamamız, özellikle eski eserlerini koruyarak bugün çok güzel bir kent dokusuna sahip olan ve bunu kendi ekonomisi için bir kaldıraç haline getiren ülkeleri düşününce çok üzücü. Üstüne üstlük yeni yapılaşmalarımız da estetikten o kadar yoksunlar ki…

Bu kadar keyif ve yaylanmanın ardından bizi yolu bozuk olan tozlu bölüm bekliyordu ki burada tam da karşımızdan aldığımız rüzgar sayesinde sürüş iyice sevimsizleşti. Ardından zorlu bir tırmanışa geçtik. Ancak bu denli tırmanmaya acaip değen bir manzara ile karşılaştık : İznik’in ve İznik gölünün tepeden görünüşü.

İşler bu noktadan sonra biraz karıştı doğrusu… İniş çok sertti ve bir kaç noktada eğimin sertliğine ek olarak U dönüşüne yaklaşan virajlar vardı. Organizasyon da konu hakkında çok endişeliydi. Yol iniş için trafiğe kapatıldı, ana kurallar belirlendi : En fazla 30’la gidilecek, sollama olmayacak, yere düşen şeyler alınmayacak vs. Ancak yolun trafiğe kapanması çok uzun sürdü ve bu esnada olabilecek olumsuz olayların üzerinde o kadar fazla duruldu ki, yahu bisikletle inmesem mi diye düşünmeye başladım. Ardından biraz stresli de olsa, yine de bisikletle iniş yaptım. Tabi yukarda konan kurallara uyulmadığını söylememe gerek yok!

Artık İznik’e varmıştık. Kamp seçeneğini kullananlar inişin hemen sonundaki DSİ kampına yerleştiler. Bizler de otellerimize pedalladık, vardığımızda 63K yol katetmiştik. Ve otelimizin bahçesinde hemen biralarımızı yudumlamaya başladık.

Bu noktada İznik otelleriyle ilgili bir şu uyarıyı yapmakta fayda var : Rezarvasyonu telefonla arayarak teyid ediyorlar, açamazsanız odanız başkasına gidebiliyor…

Reklamlar

İşlemler

Bilgi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s




%d blogcu bunu beğendi: