4 Günde Malatya – Nemrut – Darende – Divriği – Sivas – Son Gün

25 07 2011

Gezimizin bittiği yerde, Sivas’tayız. Sonuncu günümüzde Sivas’ta Fenerbahçe maçı oynanacak ve sonuç şampiyonu belirleyecekti. Diğer yandan yaklaşan seçimler sebebiyle bol miktarda miting planlanmıştı. Uzun lafın kısası Sivas  merkez  tabiri caizse bir panayır yeri görünümündeydi.

Bizim gezimiz Ulu Camii ile başladı. Kızılarslan bin İbrahim tarafından 1196-1197 yıllarında  yaptırılmuş camiinin, bugün eğik duran minarasi var. Camii’nin içi özellikle etkileyici. Ancak çevre düzenlemesi sebebi ile -Türkiye’de sıklıkla karşılaştığımız durum- eseri dışından düzgün biçimde algılamak çok olası değil.

Ardından 25 metrelik minareleri Ulu Camii’den de minareleri görünen Gök Medereseye gittik.

Gök Medrese o sırada restorasyondaydı. O yüzden içini gezemedik. Ancak restorasyonda olan her yapı gibi, ortalıkta orayı restore eden kimse görünmüyordu. Gök Medrese’yi dolaşmaya yeni başlamıştık ki inanılmaz bir sağanak bastırdı. Sağanakta bayağı ıslanmamızın ardından çareyi otobüse sığınmakta bulduk ve diğer hedefimize hareket ettik. Ancak benim aklım Gök Medrese’de kaldığından verilen boş zamanda  Gök Medrese’yi hakkıyla ziyaret etmek üzere koşarak yeniden geldim. İyi de yapmışım.

Asıl adı “Sahibiye Medresesi” olan Gök Medrese Anadolu Selçukluları döneminde, 1271 yılında Sahip Ata Fahrettin Ali tarafından yaptırılmış. Görkemli taç kapısı ve minareleri uzun uzun seyretmeye değer. Taç kapıda Orta Asya Türkler’inin geleneklerinin devamı olarak hayvan başları, hayat ağacı ve yıldız süslemelerine bolca yer verilmiş. Bu sayede ben de Türkler’in 12 hayvanlı takviminden haberdar oldum.

Sivas’ın Türkiye’nin pek çok şehrinde görülemeyecek geniş ve güzel görünümlü bir meydanı var. Meydanın etrafındaki güzel, tarihi binalarda ise kamu kurumları, askeri kurumlar ve müzelere yer verilmiş.

Bu meydanın hemen yakınlarında Çifte Minareli Medrese, Sifaiye Medresesi ve Buruciye Medresesi de yer alıyor. Çifte Minareli Medrese 1271 senesinde İlhanlı veziri Sahip Şemsettin Mehmed Cüveyni tarafından yaptırılmış. Çifte Minareli Medrese’nin sadece taç kapısı ve minareleri ayakta. Medrese ve külliyeden bu güne çok şey kalmamış görünüyor. Bu haliyle dahi çok görkemli olan bu çok değerli yapının bugün de değeri maalesef  bilinmiyor. Yine bu güzel yapıyı seyredebilecek bir açı kesinlikle yok. Taç kapının hemen dibi bakımsız ve merkeze gelmiş kişiler arabalarını buraya park ediyorlar.

Çifte Minareli Medrese’nin hemen arkasındaki Şifaiye Medresesine gidiyoruz. 1217 yılında Anadolu Selçuklu Sultanı 1. İzettin Keykavus tarafından yaptırılmış. Zamandaki en büyük hastanelerden bir tanesiymiş. İzettin Keykavus’un türbesi de burada yer alıyor.

Yine çok uzağa gitmeden, bu sefer Buruciye Medresesini ziyaret ediyoruz. Anadolu Selçukluları döneminde 1271 yılında medrese olarak yaptırılmış bu medresenin hücrelerinde şu anda farklı farklı dükkanlar yer alıyor. Ortası da kafe olarak hizmet veriyor. Ki bizde orada papatya çaylarımızı içtik.

Meydanda yer alan Sivas Kongresinin gerçekleştirildiği binada İnkılap Müzesini geziyoruz. İnkılap Müzesinde özellikle kongrenin gerçekleştirildiği toplantı odasını görmek çok ilginçti. İnkılap Müzesinde beni etkileyen diğer eserler ise, Divriği Ulu Camii’den getirilen orjinal kapı ve pencerelerdi.

Bir sonraki durağımız 2009 Nisanında açılmış Sivas Arkeoloji Müzesi. Arkeoloji Müzesi binası 1896-1899 yıllarında Sanayi-i Mektebi olarak yaptırılmış. Oldukça modern düzenlenmiş müzenin eserleri kronolojik olarak sergileniyor. Çok fazla ziyaretçisi yokmuş gibi görünen müze o gün bayram etti. Gerek bizler, gerekse de Fenerbahçeliler müzeyi boş bırakmadık. Sivas ve etrafındaki görülmeye değer tarihi değerlerin sergilendiği müze Sivas’ın kesinlikle kaçırılmaması gerekenlerinden.

Arkeoloji Müzesinin ardından bir süre daha vaktimiz var. Ben vaktimi Güdük Minareyi ziyaret ederek geçirdim. Güdük Minare, Eretna Beyliğinin kurucusu tarafından ölen oğlu Şeyh Hasan Bey için 1347 yaptırılmış bir kümbet. Görüntü olarak bir minareyi andırmasından dolayı Şeyh Hasan Bey kümbeti,  halk arasında Güdük Minare  adını almış. Türkiye’deki pek çok eser gibi, burası da sokaktaki diğer binaların arasına sıkışmış bir eser. 

Güdük Minare’nin ardından yemekte arkadaşlarımla buluşmak üzere yola çıktım. Yol üzerinde 19. yy. eserlerinden Taşhan gibi hanlara, Ziya Bey Yazma Eserleri Kütüphanesi gibi geç Osmanlı eserlerine ve eski Sivas konaklarına rastlamak mümkündü. Çok oyalanmadan yöresel yemeklerin sunulduğu Çimen Restorana gidip, harika bir yemek yedim. Hazırladıkları yöresel çimen tabağında, yöresel yemeklere küçük tabaklarda yer vermişler. Böylece etli hingel, patatesli hingel, peskütan çorba gibi tatları denemiş olduk…

Ardından Sivas merkezdeki mitingler ve maçın oluşturduğu kalabalıktan sıyrılarak havalimanının yolunu tuttuk. Bizi götürecek uçaktan, hiç bir eşya taşımayan fenerbahçe kaşkollü pek çok seyircinin indiğini gördük. Bu sefer gecikme yaşamadan İstanbul’a vardık.

Reklamlar

İşlemler

Bilgi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s




%d blogcu bunu beğendi: