DASK ADAM 2011 – İzlenimler III

22 07 2011

İkinci güne çok rüzgarlı geçen gecenin ardından erken başladık. Ben zaten sabaha karşı 2:30 gibi uyanmış bir daha uyuyamamıştım. Sabah 4:30’da Mehmet  de uyandı. Çadırın içinde uyduruktan bir kahvaltı yaptık. Gene üç dilim çavdar ekmeği, peynir ve tahin-pekmez. Ben pazar sabahı moral olsun diyerekten yanımda Koskanın küçük bir ambalaj içinde yarışı tahin, yarısı pekmez olan ürününü taşımıştım. Ancak buradan Koskaya sesleniyorum, o pekmez yetmedi tahini tatlandırmaya… Daha fazlasına ihtiyaç vardı. Dolayısıyla bu pazar sabahı mutluluğundan da mahrum kaldık.

Dışarısı çok rüzgarlı ve soğuk olduğundan mümkün olduğunca çadırın içinde kaldık. Bir süre sonra herkes hareketlenmeye başladı. Eşyalarımızı ve çadırı toparlayıp, çay içtik. 6:10’da ikinci gün için koordinatlarımızı alarak çıkışımızı aldık. Koordinatları işaretlerken gene hata yapmışız ama gene yanlış yollara sapmadan önce yaptığımız yanlışı farkedip, düzelttik. DASK ADAM ekibine de koordinatların yanında, bölgenin adını yazmalarından dolayı da teşekkürler, böylece ek bir kontrol daha mümkün oluyordu.

Göynük Tepe ilk hedefimizdi. Bulunduğumuz yayladan tali yolu takip ederek, ardından da orman -patika- yolu ile hedefe ulaşabiliyorduk. Klasik olarak orman yolu belli bir noktadan sonra çok renk vermemeye başladı. Ancak mutlu bir karşılaşma ve oranlama sonrasında hedefimizi bulduk. Sadece 45dk kadar zaman kaybetmiştik. Yola devam etmeden önce burada bir enerji jel aldım.

Bir sonraki durağımız ise Kökez Yaylası idi. Bulunduğumuz noktadan iniş yaparsak, tali bir yola rastlamamız ve yolu takip ederek hedefe ulaşmamız olası görünüyordu. Ancak iniş yapmak için deneyeceğimiz noktanın uçurum olduğunu fark ederek, biraz daha geriden inerek yolu bulmamız gerekti. Zorlu inişimizin ardından yolu bulduğumuzda kısa bir mola verdik hemen bir wasa yedim. Ardından yola devam ettik. İnişin dışında hedefi bulmamız oldukça kolaydı.

Üçüncü hedefimiz Kireççayırı idi. Öncelikle buranın koordinatını yanlış işaretlemişiz. Ancak önceki günkü tecrübeden Kökez Yaylasında iki dakika oturup, koordinat kontrolü yaptık ve hatamızı gördük. Gel gör ki, buraya da yine orman yolundan ulaşılıyordu ve bu durum da pek hoşuma girmedi 🙂 Oyalanmadan tali yolu takip edip, yine vadiye gelişi güzel bir iniş yaparak orman yolunu bulduk. Ancak orman yolunu bir süre sonra kaybettik. Diğer bir deyişle yol bizim için seçilmez oldu. Bunun sonrasında doğuya kayarak iniş yapmamız gerekirken, biz hep batıda kalarak sanıyorum sırtta irtifa kaybetmeden uzun süre yürüdük. Bu yürüyüşle çoktan varmamız gerektiğini bilerek ve uzun süredir de ortada yol olmadığından kaybolduğumuzu anladık. Benim enerjim birden bire çok düştü. Zira biraz erken bititrirsek Bolu üzerinden dönerken et keyfi yapmayı planlamıştık. Bu gecikme ete veda demekti… Bunun üzerine hemen bir tadımca yedim. Acıkmak benim moralime de çok etki yaptığından, acıkmadan yemek, mideyi dolu değil ama aç tutumamak benim için daha önemli oluyor.

Kısa bir süre sonra yolunu kaybetmiş bir ekibe daha rastladık. Bizden farklı olarak onların motivasyonu çok yüksekti. Bir süreliğine de olsa kaderimizi onların eline teslim etmek bize daha uygun göründü. Bahsettiğim doğuya doğru inişi gerçekleştirerek hedefin yaklaşık 700m ilerisine düştük. Yani kaybettiğimiz orman yolunun, tali yol bağlantısı ile belirginleşmiş haline kavuştuk. Geriye giderek 3. hedefi de tamamladık. Burada sevgili arkadaşlarımız Alper ve Özlem ile karşılaştık. Beraber devam edelim, muhabbet ederiz diye düşündük.

Bolu’da et hayal olmuştu. İstanbul’a vakitlice dönüp, dinlenmek istiyorduk. Dolayısıyla 12:30’a gelen saatimize baktık. Ana kampa dönüş rotası  çok belirgindi. Önümüzdeki sırtı aşacak, vadiye inip tekrar diğer tepenin sırtına çıkacaktık. Biraz da güneye doğru seyrettik mi, ana kampa ve yarışın sonuna ulaşacaktık. Tabi bu hikayenin kuş uçusu versiyonu. Önümüzdeki sırtı aşmak kolaydı, vadiye inmek de. Gel gör ki diğer sırta kayalıklar yüzünden çıklamıyordu. Kayalıkların sona erdiği noktaya kadar güneye -yani kamptan çok daha aşağıya-, Rumsa Deresine (ya da dere yatağına) gidecek, dere yatağını tırmanacaktık. Güneş Kireççayırı’nı bulmaya çalışırken kaybolduğumuz sıralardan itibaren çok etkili olmaya başlamıştı. Ben iyi niyetli bir insan olarak ha vardık, ha varıyoruz diyerek güneş kremi sürmeyi ihmal etmiştim. Bu noktada feci halde yandığımı hissetmeye başlayında güneş kremine de her iki günde aldığım su miktarına dikkat ettiğim kadar dikkat etmeke başladım.

Bu rotada ağır ağır ilerlerken, ancak saatlerce sonra ana kampa varacağımız düşüncesiyle bir enerji jel daha yedim. O esnada Ahmet ve Muna ikilisine rastladık. Daha doğrusu onlar inanılmaz bir hızla bizi solladı. Oradaki enerjiyi görünce, ben de artık şu yarış bitsin diyerek adımlarımı onlara uydurdum. Herkes böyle düşünmüş olmalı ki, yola altı kişi devam ettik. Gerek dere yatağına indiğimiz yerler, gerekse de dere yatağı çok yıpratıcıydı. Ahmet’in hızına yetişmek ayrı bir enerji gerektiriyordu. Ama bir an önce yarışı bitirebilme hevesi ile gık demeden her yeri bir solukta inip çıktım. Saat 14:00 sularında yarışı tamamladık. Önce Ahmet ve Muna, ardından ben ve Mehmet ve son olarak da Alper ile Özlem. DASK ADAM ekibi parkurların %40-60 oranında yol harici bir rota ile oluşturulacağını tahmin etmişti. Bu tahmin bizim seçimlerimizle de orantılı. Ancak aldığımız mesafe ve kazandığımız irtifa organizasyon ekibinin tahmininden fazla oldu.

Ana kampta bizi bekleyen, salata, pilav ve hindi etinden oluşan yemeğimizi afiyetle yedik. DASK ADAM 2011 Kısa Parkura, Adım Adım’dan beş takım katıldı. Melis ve Ülgen birinci oldular 🙂 Ki onları 3. hedefte görmüştük. Ok gibi ileri atılmış, ana kampa kilitlenmişlerdi. Beşinci takım Nilgün ve Mark idi. Onlar da, bazı sakatlıklara rağmen parkuru başarıyla  tamamladılar. Adım Adım orta parkura da çok ekip çıkarmıştı : Mert-Ilgaz, Ufuk-Ulaş, Hakan-Tanyar, Zeki-Erkal. Parkurun zorluğu ve zaman sınırlaması sebebi ile pek çok takım yarışı ilk gün bırakmak zorunda kaldı. Mert ve Ilgaz ise tamamlayan ekiplerin arasına girmeyi başardı. Gelelim uzun parkura : Burada da bizden üç takım vardı. Yasemin-Türker, Özlem-Kenan ve Emre-Caner.  Yine Yasemin-Türker, Özlem-Kenan ilk gün 8. hedefe varmalarına rağmen, zaman kısıtı  ve güvenlik -havanın kararması, tehlikeli iniş ve çıkışlar vs.- sebebi ile yarışı bırakmak zorunda kaldılar. Emre ve Caner ise uzun parkuru başarı ile tamamladılar.

Gelelim organizasyona : Organizasyonda kuşkusuz inanılmaz bir emek, fedekarlık ve gönüllülük var. Sabah 4’te kalkıp bir hedef noktasında gün boyunca beklemek bile başlı başına bir iş. Ki bu oragnizasyonun hazırlanması çok daha karmaşık bir iş. İlk gün sohbet etme imkanı bulduğumuz Hakan Gönendik, 4 hafta 4’er gün gelerek parkuru hazırladıklarını belirtmişti. O yüzden öncelikle DASK ADAM’ı hazırlayan tüm ekibe teşekkürler. Ve kendi adıma tüm katılımcılara da. Onlar sayesinde organizasyonlar festival havasına bürünüyor.

Ancak bir noktada organizasyondan farklı düşünüyorum sanırım : Kısa parkur için verilen tanım “Yürüyüşü seven herkesin katılabileceği ve kendilerini doğada sınayabileceği bir parkur” şeklinde. Ancak ben çeşitli yerlerde riskli inişler ve çıkışlar yaptığımızı düşündüm. Bu sebeple temel dağcılık ve kampçılık bilgilerine sahip, orta düzeyde trekking yapan diye ifadelerle parkur seçiminin daha doğru adreslenmesi mümkün olabilir. Bir de işin orienteering kısmı var ki, orası da en az dağ havasını solumuş olmak kadar önemli. Bu nokta da, ekibin en az bir elemanının öncesinde eğitim alınmış olmasının faydalarına yer verilebilir. Son olarak da ağırlık taşıyarak yürüyüş yapma, ya da antrenman yapma önerilebilir.

Bu diğer parkurlar için de geçerli olabilir, onlara katılmadığımdan bilemiyorum. Ancak böylece herkesin ne beklemesi gerektiği konusunda daha gerçekçi olması sağlanabilir. Buna ek olarak bu tarz dayanıklılık aktivitelerinde beklentinin ne olduğu mental dayanıklıkla yakından ilişkili olduğundan, yarışın doğru tarifi yarışı bırakanların sayısını da önemli ölçüde  azaltacaktır diye düşünüyorum.

Bu güzel organizasyona, orienteering tecrübemi arttırarak, seneye de  katılmayı dört gözle bekliyorum… Yine son olarak DASK ADAM ekibinden bir ricam var. DASK ADAM tarihte ufak bir oynama yapılarak Boğaziçi Kıtalararası Yüzme Yarışı ile farklı tarihlere konumlandırılsa ne güzel olur. Birbirinden güzel bu iki organizasyona katılmak isteyenler de, zaten Türkiye’de az olan bu iki güzel fırsattan da gönüllerince yararlanabilir, her iki organizasyondaki şenlik havasını daha da arttırabilirler…

Reklamlar

İşlemler

Information

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s




%d blogcu bunu beğendi: