DASK ADAM 2011 – İzlenimler II

21 07 2011

DASK ADAM’da harita ve pasaportumuzu sabah 5:30’da aldık. Ara kampa varışımıza dek dört hedef kat etmemiz gerekiyordu, ardından da ara kampı bulmamız. 5:30’da harita üzerinde çalışmaya hazır değildik, toparlanmamız devam ediyordu. Ardından koordinatları haritada işaretlemek için çok vakit harcadık, zira konuya çok hakim değildik. Son iki koordinatı yanlış işaretlemişiz, şansımıza farkederek düzelttik.

Yola çıktığımızda saat 6:30 olmuştu. İlk hedefimiz oldukça yakındı ve kampın başındaki yol devam edilerek kolayca bulunabiliyordu. Sabah serinliğinde çok zorlanmadan ilerledik. Saat 7:00 civarında ilk hedefe, Çiriktarla’ya varmıştık. Önceki akşam harita ve pusula kullanımını bize gösteren güleryüzlü beyefendi, bizi yine güleryüzle karşıladı. Hatta sorumuz olup olmadığını sordu, kendisi çok nazikti.

İkinci hedefimiz için biraz daha mesafe ve katetmemiz ve yükselmemiz gerekiyordu. Yine üzerinde olduğumuz yolu takip ederek, haritada gördüğümüz ikinci kurumuş dere yatağından çıkarak yaklaşık 300m yükseldik ve yukardaki tali yola vardık. Saat beş sularında yaptığım kahvaltıda üç dilim ekmek, peynir ve sarelle yemiştim. Yükselirken bir enerji jel tükettim. Haritanın güncel olmayışının sıkıntı yarattığından bahsetmiştim: Örneğin bu tali yol kullanılmamaktan dolayı otlarla kaplanmaya başlamıştı ve zaman içinde kaybolacağa benziyordu. Yolu takip ederek hedefin bulunduğu dere yatağına ulaştık ve sonuna dek yürüyerek Kestanelik Deresindeki  hedefe ulaştık. Saat 9:00 dolaylarındaydı. Oldukça rahatlamıştık. Bir şeyler atıştırmak üzere oturduk. Ben yanıma aldığım Dardenel sandviçlerinden bir tane yedim. Yolun başından beri düzenli olarak su tüketiyorduk. Bu noktada pek çok ekiple karşılaştık. Gerek bizlerle beraber varanlar, gerekse de biz ayrılırken gelenler. Yemeğimizi bitirip, hedefimizin önünde poz verdikten sonra yola koyulduk.

Sonraki hedefimiz Karadoğan Yaylası idi. Yol üzerinden rahatlıkla ulaşabilecektik. Yolu takip ederken haritaya da sıklıkla bakıyor ve bize tavsiye edilen şekilde ortağımla yüksek sesle nereden geçtiğimizi birbirimize karşılıklı teyid ediyorduk. Böylece geçtiğimiz kayalıklar, dere yatakları ve yol ayrılmalarını görerek ilerledik. Ancak bir süre sonra görmeyi umduğumuz bir yol ayrımı karşımıza çıkmamakta direnince kafamız karıştı. Ben özellikle yol ayrımının geride kalmış olabileceğine takılmıştım. Çünkü haritada olan pek çok şeyi görmüştük, sıra yol ayırımındaydı. Sonrasında biraz daha ilerlemeye karar verdik. Çok geçmeden ilerlerken göremediğimiz Orman Bakımevine varınca, harita ile gerçeklik arasında o kadar da bire bir arayış içinde olmanın da yanıltıcı ve kafa karıştırıcı olduğunu anladım. Örneğin burada daha doğru ipucu veren nokta kaç kilometre yürümemiz gerektiği ve bizim o ana kadar ne kadar yürüdüğümüzdü. Kafamız karışmasına rağmen içinde yol aldığımız bu çok güzel doğa parçasında fotoğraf çektirmeyi de ihmal etmiyorduk.

Saat 12 civarında Karacadoğan Yaylasına vardık. Yine yaylaya son çıkış esnasında bir tane tadımca yedim. Genel olarak 2 saat aralıklarla bir şeyler yemeye gayret ediyordum. Karacadoğan Yaylasında pek çok ekiple karşılaştık. Özellikle uzun parkurda yarışan arkadaşlarımız Yasemin-Türker ve Kenan-Özlem’i görmek çok sevindiriciydi. Bir sonraki hedefimiz Bölücekkaya Yaylası idi. Zaten olduğumuz yayladan da karşı yayla olarak görülebiliyordu.

Geldiğimiz ana -tali- yola geri döndük. Bu noktada yukarıdaki Bölücekkaya Yaylasına baktığımda bir evin çatısına doğru asılmış DASK ADAM bayrağının kırmızısını seçtik. Acaba doğru mu görüyoruz derken, yaylaya vardığımızda doğru gördüğümüzü anladık.  Tali yoldan aşağı inip, iki dere geçerek, tekrar yükseldik ve yaylaya çıkan orman yolunu bulduk. Çıkışın verdiği yorgunluk hariç herşey gayet kolaydı. Doğada yol alırken insan çok farklı şeylere dikkatini yöneltebiliyor. Örneğin hedeflerdeki kişiler genellikle bir ateş yakmış oluyorlardı. Hedefe doğru çıkarken bayağı uzak sayılacak noktada ateşin daha doğrusu dumanın kokusunu aldım. Normalde böyle bir durumu ayırt edemeyeceğimden kendim de şaşırdım. Ancak yine hedefte aynı kokuyu alınca, kokuyu aşağıda hissetmiş olmak hoşuma gitti.

Saat 13:30 gibi Bölücekkaya Yaylasındaydık. Bu noktadan sonra sadece ara kampa varmak kalmıştı ancak moralimiz biraz bozuldu. Çünkü önümüzde iki tane zirve ve en alçak yer olarak da onların arasındaki 2222 metrede bir boğaz vardı. Ancak bu boğazı, Katırkaya’yı geçip,  yine çıktığımız kadar indiğimizde ara kampımız Karaköy Yaylasına varabilecektik.

Hemen çıkışa geçmektense oturup biraz soluklanalım istedik. Ben bir dardenel sandaviç daha tükettim. Bu esnada yarışmayı organize eden Hakan Gönendik ile biraz sohbet ettik. Bizi başka alternatif geçiş aramak yerine Katırkaya’yı geçmek konusunda yüreklendirdi. Çok dik eğimdeki bu tepeye tırmanmak için daha fazla gecikmeden harekete geçtik.

Yukardaki resim çıkışımızın sonlandığı noktadan Bölücekkaya’nın nasıl göründüğünü gösteriyor. Arada kısa molalar vererek ve genellikle S’ler çizerek çıktık. Çok yorulduk. Ve ben artık taşısığım çantanın ağırlığını iyiden iyiye hissetmeye başlamıştım : Hem omuzumdaki ağrı hem de sırtımdaki tutulmaya benzer kasılma her saniye ben buradayım diyordu. Çıkışımız bittiğinde bu sefer en az onun kadar zorlu inişe geçtik. Karaköy Yaylası aşağıdaki resimde görülen iki tepe arasındaki vadideydi.

Böylece soluklanarak çok acele etmeden inişe geçtik. En çok sıkıntının dönüş yolunda ve yine bu denli dik eğimlerde kolaylıkla gerçekleştiğini biliyorduk. Yine bir soluklanma esnasında bir enerji jeli daha tükkettim.

Uzun inişimizin ardından nihayet takip etmemiz gereken dereyi, onunla beraber yolu ve çok geçmeden de yayla evleri ve ara kampı gördük. Hemen masaya giderek pasaportumuzu mühürlettik. Böylece 8.5 saatlik bir parkurun ardından saat 15 sularında ara kampa ulaştık.

Kampımızın yeri çok güzeldi : İçinden dere geçen ve ağaçlıklı bir vadi. Kampa varışımızın hemen ardından ayaklarımızı derede dinlendirdik, yarım saat kadar germe esneme yaptık. Özellikle omuzlarımız ve sırtımız mahfolmuştu, çok iyi geldi. Geri kalan zamanda kampa bizden önce varan arkadaşlarımızla eğlendik, dinlendik bu arada gelenleri bekledik.Ancak pek çok kişinin yarışı bıraktığı talihsiz bir seneye denk gelmişiz. Ara kamp çok kalabalık olmadı. Kampta yatana dek neler yediğimize gelince :  Tuz kaybına karşı bir wasa, yarım dardanel sandaviç,  ardından bir hazır çorba, ardından da dehidre edilmiş yiyecek diye geçen ve üzerine önerilen kadar su konduğunda yemek haline gelen makarnalardan küçük bir porsiyon yedim. Bunları marketlerde bulabilmek mümkün. Ancak daha detaylı bakayım derseniz örneğin www.unifood.com.tr adresi size fikir verecektir. Su açısından kısa bir değerlendirme yaparsak, yollarda su kaynakları ile karşılaştık. Ancak ne olur ne olmaz diyerek yaklaşık 2 litre kadar bir suyu yanımda taşıdım. Toplamda 2.5 liter kadar su tükettim.

Önceki yazımızdan hatırlayacaksınız her iki gün toplamda 29KM yürümemiz ve 1400m idi. Haritadan yaptığım hesaplamalar ilk günde yaklaşık 1200m dolaylarında yükseldiğimizi gösteriyor. Mesafe açısından hesaplama yapamadık. Ancak 21KM civarında yürüdüğümüzü tahmin ediyorum.

Gece 10 sularında ertesi günkü çıkış saatimiz alıp, inanılmaz rüzgarlı ve rahatsız geçen bir geceye adım attık. Çadırımızı malesef tam düz bir yere kurmadığımızdan, bütün gece kayıp durduk. Çok uğultulu ve şiddetli rüzgarı da çadırın içinde hissederek uyumaya çalıştık. Ben 2:30’da uyandım ve kalkış saatimiz olan 4:30’a dek çadırda sırt üstü uzandım…

Reklamlar

İşlemler

Information

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s




%d blogcu bunu beğendi: