4 Günde Malatya – Nemrut – Darende – Divriği – Sivas – 3. Gün

10 07 2011

Nihayet Divriği‘deyiz. Güzel bir uyku sayesinde, erkenden ve tazelenmiş olarak uyandım. Dışarda şakır şakır yağmur yağıyordu. Bu gezide yağmur yağma olasılığı yüksekti ve şimdi 3. günde şansımız artık dönmüştü. Eşyalarımı toparladıktan sonra lobiye indim ve etrafı incelemeye başladım. O sırada otelin arkasında bir teras olduğunu ve bu terasın da tabiri caizse yalçın dağları seyrettiğini fark ettim. Birden aklıma Thomas Mann’in Büyülü Dağ adındaki kitabı ve bir dağda senatoryumda kalan roman kahramanları geldi. Onlar da böylesi bir terasta üstlerine battaniye sarark, dağlara bakarak dinleniyorlardı.

Bütün grubun toparlanışının ardından önceki akşam Divriği pilavı yenen Divriği Konak Restorana bu sefer kahvaltı etmek için gittik. Zira otelimizin kahvaltı servisi yoktu. Bize inanılmaz güzel bir kahvaltı hazırlamışlardı. Divriği’nin kuru kaymağını burada tattık. Ancak kuru kaymak kavramını bilmediğimizden, önce kuru kaymağı peksimet sanarak, tek başına yemeye çalıştık. Neyse uyarılar üzerine anladık…

Kahvaltı uzadıkça uzadı. UNESCO Dünya Kültür Mirası listesinde yer alan Divriği Ulu Camii için yeterince zaman ayıramayacağımızı düşünerek hafiften huzursuzlanmaya başlamıştım ki, yolu bilenlerden bir kişinin Camii’ye gideceğini öğrenince ben de arkasına takıldım. Sonrasında anladım ki, bulunduğumuz restorana birkaç yüz metre mesafedeymiş. Büyük heyecan içinde, tadını çıkararak yaklaşmaya başladım camiiye. Bu arada yine şansımız dönmüştü ve yağmur durmuştu.

Yukardaki fotoğraftan camiiye yaklaştığımız yönü görebilirsiniz. Nedense sağ tarafta bulunan giriş kapısından değil de beni çeken sol taraftan yaklaştım camiiye. Duvarın üzerine çıktığım zaman Gürkan’ın saatlerce bir kapıyı seyretmekle neyi kasttetiğini anladım. Hemen fotoğraf çekmeye başladım.

Bu kapı, Kuzey Taçkapı -Cennet Kapı-  olarak adlandırılıyor. Kapı camiinin bana kalırsa en görkemli kapısı. Kimileri kapının cenneti tasvir ettiğini, kimi de kozmik yaşam ağacını tasvir ettiğini söylemekte. Kapıda inanılmaz derecede zengin bir taş işçiliği mevcut. Karşıdan bakıldığında simetrik görünen bu kapı, detaya inildiğinde asimetrik bir sürü figürden meydana geliyor ve bu bezemelerin zengin sembolik anlamları var. Bu kapıdaki işlemeler bitkisel ağırlıklı : Gül, lale, lotus ve sarmaşıklar ağırlıklı işlemelerden.

Hemz erken yola çıkışım, hem de herkesin kullandığı kapıyı kullanmayışım sebebiyle, Kuzey Taçkapısında kendimle baş başa epeyce zaman geçirme imakanım buldum. Kulağa bencilce gelse de böyle olmasından çok mutlu oldum. Bu sayede kapının muhteşem bezemelerini biraz daha hissederek seyretme imkanı buldum. Ardından Batı Taçkapısına gittim. Bu kapı Tekstil Kapı olarak da biliniyor. İşlemelerinin bir halıyı, kilimi çağrıştıracak ölçüde yoğun ve incelikli olmasından.

Divriği Ulu Camii Mengücek Şahı Ahmet Şah tarafından 1228 yılında yaptırılmış. Hemen yanındaki Divriği Şifahanesi ise yine aynı yılda Ahmet Şah’ın eşi Melike Turan Melek tarafından yaptırılmış. Anadolu Selçukluları döneminde yapılmasına karşın bu iki yapının kendine özgü farklılıları bulunuyormuş. Bu arada bir kadın ve erkeğin bitişik nizam yaptırdığı tek eser imiş. Eskinden Kuzey Taçkapısı giriş, Batı Taçkapısı çıkış kapısı iken, şu anda Camii’ye giriş ve çıkşın sağlandığı kapı Batı Taçkapısı. Divriği Camii kullanımda olan bir camii. Türkiye’de yaşayan bizlerin inanılmaz bir mirası devraldığını düşünüyorum yeniden. Neredeyse 800 yıllık bir camiide ibadet etme fırsatı inanlar için inanılmaz bir ayrıcalık. Bu kapıya ilişkin ilginç ayrıntılardan biri de Anadolu Selçuklularının -Alaaddin Keykubad- arması olan çift başlı kartal ile Mengüceklerim -Ahmet Şahın- arması şahin motifinin kapıda yer almasıdır. Mengücekler’in Anadolu Selçuklular’ına bağlıklıklarını ifade etmek üzere şahinin başı öne doğru eğiktir.

Divriği Ulu Camii’nin hemen bitişiğinde şifahanesi yer alıyor. Şifahanenin 14.5m yüksekliği ve 11m genişliğinde çok görkemli bir kapısı bulunuyor. Bu kapıda ise genellikle sağlıkla ilgili bezemeler bulunuyor. Yine kapıda geleneksel İslam eserlerinde rastlanmayan detay, kapının iki kenarında yer alan erkek ve kadın figürleri. Kapıların hepsinde de nereye bakacağımızı şaşırıyoruz. Benim şaşırtıcı bulduğum noktalardan bir tanesi de kapıda yer alan denge sütunuydu. Bu sütun dönme özelliğine sahipmiş ve caminin dengede olup olmadığını gösteriyormuş. Şu anda bu özelliğini taşımıyormuş.

Baktığımız son kapı ise Şah kapısıydı. Bu kapı direk olarak hünkar mahfiline açılıyormuş zamanında. Ancak onarımlardan birisi  esnasında kapı işlevini kaybetmiş.

Son olarak Ulu Camii’nin içinde biraz vakit geçirdik. Camii’nin içi de görkemli ve geniş olmasına karşın, kapılarda gösterilen hünerler tam olarak burada tekrar etmemişti. Bunun sebebi olarak insanların huşu içinde ibadet etmeleri hedeflenmiş. Camii’nin kapısında iki tane emniyet sandığı bulunuyormuş : İbadete gelenler değerli eşyalarını bu sandıklara koyup, çıkarken de alıyorlarmış. Bir de ihtiyaç sahipleri için bırakılan sadakaların konulduğu sadaka taşı varmış. İhtiyaç sahipleri de ihtiyaçları kadar buradan alıyorlarmış. Amaç alanı da vereni de rencide etmemek.

Camii’nin ardından yürüyerek Divriği Kalesine gittik. Kale Mengücekoğulları, Seyfeddin Şehin Şah Bin Süleyman tarafından 1181 yılında yapılmış.  Ayakta kalan sadece dış kaleye ait surların bir bölümü.

Kaleye tırmanmak başka muhteşem manzaralara da şahit olmamızı sağladı.. Yalçın dağların arasından akan Çaltı Suyu gibi…

Kalede ayakta kalan diğer yapı ise Hisar Camii. Mengücekoğullar’ından Emir İshak tarafından 1180-1181 yıllarında yaptırılmış.

Kaleden inerken kilise kalıntıları gördük. Yukarı ve Aşağı Kilise olarak adlandırılan kiliselerin 19. yy.’da yapıldığı sanılıyormuş.

Kaleden inişimizin ardından sivil mimari örneklerini görmek üzere Divriği sokaklarına dağıldık. A’yan Ağa Konağı da dahil olmak üzere pek çok konak gördük. Kalıp daha da çok dolaşmak isterdik ancak Sivas’a doğru yola çıkmamız gerekiyordu. Camii’nin yanı sıra Divriği içinde bu kadar çok sivil mimarlık örneği ve anıt eser bulunduğunu bilmiyordum.

Konakların kimi restore edilmişti, ancak yine fazlasıyla… Restore edilen bir grup konağın butik otel olarak açılması planlanıyormuş. Bir de el değmemiş kendi haline bırakılan ve son derece özgün olan konakları vardı. Açıkçası buraya koyacak resimleri seçerken çok zorlandım. Yine pek çok türbe vardı ancak bizler yola koyulmak üzere güzel Divriği’ye veda ettik…

Reklamlar

İşlemler

Information

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s




%d blogcu bunu beğendi: