İran Gezi Notları – 7. Gün

27 03 2011

Oldukça erken bir saatte güzel İsfahan’a veda edip, otobüsle Yazd yollarına düştük.

Yolculuğumuz yaklaşık 4 saat sürdü. İsfahan, Yazd arasındaki yollar  bakımlı ve düzgündü. Ancak yol üzerinde neredeyse hiç servis alanı yoktu. İhtiyaç molası verdiğimiz -en düzgün- tuvalet- de çok bakımsızdı.

Yol boyunca etrafımız ara ara ufka kadar uzanan düzlükler, ara ara yol boyunca seyreden tepeler ve dağlarla çevriliydi. Ama her şey toprak rengiydi, yeşillik ya da ekili alan çok fazla göremedik. Kent girişlerinde kaldırımlara ya da parklara kurulmuş çadırlar gördük: Rehberimiz otel alışkanlığının çok olmadığını, yolculuk eden kişilerin kalacak yer sıkıntısı varsa bu şekilde çadırlarda kaldıklarını söyledi.

4 saatlik sürenin bir kısmında İranlı rehberimiz İran’a ilişkin sorularımızı dinleyip, onları yanıtladı. En çok soruyu kadınlar, kadınların durumu, evlilik ve İran’daki rejim oluşturdu. Erkekler için çoklu evliliğin mümkün olduğunu ancak pek uygulanmadığını öğrendik. Kadınların yerinin sıkıntılı olmadığını zaten genel görünüşten hissetmiştik, rehberimiz de teyit etti: Yani kadınların yalnız başına gezememek, araba kullanamamak, okuyamamak gibi durumları yok, hatta verilen bilgiye göre üniversitede okuyan kadın sayısı, erkeklerden daha fazla. Yine anlatılanlardan anladığımız, aile içinde kadının yeri ve ona duyulan saygı da rejim sebebiyle erozyona uğramamış.

Güzel yolculuğumuzun ardından Yazd ‘deki ilk durağımız Ateş gede (Ateş Tapınağı) oldu. Zerdüşt peygamberin dininden daha önce de bahsetmiştim: Bu dinin İran’da en çok temsil edildiği yer Yazd. Nüfusun %10’u bu dine mensup. Özellikle Sasaniler zamanında tam bir Zerdüşt dini kentiymiş. Arap istilasında pek çok Zerdüşt dinine mensup kişi, Yazd’ gelmiş, ancak İran devrimi sonrasında Tahran ve  Hindistan’a önemli ölçüde göçler yaşanmış.

Bu tapınakta yanan ateşin 470 yılından beri yandığı ve 1940 yılında bugünkü yerine getirildiği söyleniyor. Ateş tapınakları kendi içinde üç farklı sınıfa ayrılıyor: Ateş Dadgah, Ateş Adaran (Ateşlerin Ateşi) ve Ateş Behram (Ateşin Zaferi). Bu sıralama aynı zamanda kutsallık anlamında da en alt seviyeden en üst seviyeye doğru sıralamayı anlatıyor. Yazd ‘de ziyaret ettiğimiz ateş gede Ateş Behram yani en kutsal olanlardan. Ateş Behram’ın ateşi 16 değişik ateşin bir araya getirilmesinden oluşuyor. Mesela yıldırım, ölülerin yakıldığı odun ateşi gibi. Her bir ateş diğerlerine katılmadan arınma işlemine tabi tutuluyor. Bu törenleri 32 rahip gerçekleştiriyor ve tamamlanması bir yıla kadar sürebiliyormuş.

Yazd, Yazd eyaletinin başkenti. Dest-i Lut ve Desti-Kevir (Lut ve Kevir çölleri) arasında bir vaha. Gördüğümüz diğer İran kentlerinden çok farklı, gerçekten de bir çöl kentini andırıyor. Kentin tarihi oldukça eskiye dayanıyor ve ismini Sasani Kralı Yezdegerd I‘den alıyor. Özellikle 642’de Arapların eline geçtikten sonra Orta Asya ve Hindistan’a uzanan kervan yolları üzerinde önemli bir kent haline gelmiştir. İpekleri ile ünlüymüş, bu konudaki ünleri devam da ediyor. Konumu sebebiyle Moğol ve Timur İmparatorluğu saldırılarından da korunmuş. UNESCO dünya mirası listesi adayı.

Yazd’ın mimarisinde bir kaç tane öne çıkan oraya -ve diğer çöl kentlerine de – özgü yapı var: Kanat, Badgir,  Ab Anbar ve Yakhchal.

Badgir yani rüzgâr kuleleri bir havalandırma sistemi. Binanın tepesinde bulunan baca gibi yapıların bir yüzünde bulunan delikler (bir, iki veya daha fazla)  ile en ufak esinti bile yakalanarak bulunduğu binanın içine yönlendiriliyor. Bu haliyle havayı soğutan bir mekanizması yok. İçeri giren havanın da soğuk olacağı mantığına dayanmıyor sistem: İçeri giren hava miktarının çok olacağına, böylece de hava hareketi yaratılacağına dayanıyor.  Kanat sistemi ile beraber kullanıldığında da sıcak havanın yeraltı suyuyla soğutulması mümkün oluyor.

Kanat ise bir su kanalı sistemi, suyu kente taşımak ya da sulama yapmak amaçlı kullanılıyor. Yazd ‘de bulunan kanat sisteminin 45KM olduğu ve  Yazd ‘li kanat ustalarının da en maharetli kanat ustaları olduğu söyleniyor.

Yakhchal,  buz evi demekmiş. Dıştan koni şeklinde görünen yapının yerin altında kalın duvarlarla ve ısıyı geçirmeyecek materyallerle sıvanmış bir bölümü var. Özellikle buz, zaman zaman da yiyecek saklamak için kullanılırmış.

Ab Anbar ise yine eski İran’da kullanılan su deposu -sarnıç- sistemi.

Hava oldukça sıcaktı ve günlerden cuma -diğer bir deyişle pazar- olduğundan etrafta çok kimse yoktu. Yazd’e yaptığımız bu kısa girişin ardından yemek yemek üzere Hotel Moshir Garden‘a gittik. Bu toprak rengi kentte, yeşil ve güzel bahçesi olan bu otel, yemekler için popüler bir mekânmış. Açık büfesi olan otelin tatları yine yöresel tatlardı. Yemeğin hemen ardından biz çaylarımızı elimize alıp bahçede yer alan tahtlardan birine yayılıp, keyif yaptık.  Sıcakkanlı İranlı şoförümüz, bize bahçeden meyve koparıp ikram etti. Anlamamıza karşın uzun uzun farsça bir şeyler anlattı. O gülümsedi biz de gülümsedik. İranlılarla sohbet böyle güzel oluyor.

Yemeğin ardından ilk önce Emir Çakmak Meydan ve Cami’ye gittik. Safeviler zamanından, 14. yüzyıldan kalma bu yapı, Timur’un komutanlarından ve Yazd kentinin valisi olan Emir Çakmak ve eşi Bibi Fatma Hatun -Seti Bibi- tarafından yaptırılmıştır. Camii girişinin tavanında nesih stilinde yazılmış kaligrafileriyle ünlüdür. Yeni Camii diye anılan Camii’nin önündeki meydan aynı zamanda bir sosyalleşme alanı.

Emir Çakmak Meydanının hemen ardından Cuma Camii‘ne yöneldik. Büyük bir bölümü 1324 ve 1365 yılları arasında tamamlanmış bu camii, Büveyhoğulları İmparatorluğu döneminde, Allodoleh Garshap tarafından yaptırılmıştır. Camii 14. yy ait çok etkileyici eserlerden bir tanesi. Muhteşem bir giriş kapısı var: 24 metre uzunluğundaki giriş kapısını, iki yanında bulunan 48 metrelik minareler süslüyor. Bu minare yüksekliğinin de İran’daki en uzun minare olduğu söyleniyor. Giriş kapısına bizim ziyaretimiz esnasında onarım çalışması yapılıyordu, ancak yine de çok etkileyiciydi.

Bu camiinin yerinde önceden Ateş gede olduğu da söylenmektedir. Gerek camiinin kapısı gerekse de içi mavi çiniler ve inanılmaz güzellikte motiflerle kaplı. Bu sefer camii biraz daha küçük olduğundan nereye bakacağımızı çok şaşırmıyoruz.

Özellikle mozaik fayansla kaplı mihrap anlatılmakla bitmez. Bu renklilik Yazd ‘de uzayıp giden toprak renginin içinde daha da göz alıcı hale geliyor.

Camiinin mimarisi Azeri, İran karışımı imiş. Yani gene tek bir dönemi yansıtmıyor.

Cami’ye ilişkin bir de anlatılan çöpçatanlık hikâyesi var:  Bekâr kadınlar çarşaflarına asma kilit takılıyken minareye çıkar, anahtarı aşağı atarlarmış. Anahtarı alan kişi ile de evlenecekleri düşünülürmüş.

Ancak Yazd’i anlamak için dolambaç gibi, daracık  sokaklarına dalmak gerekiyor. Bunu sokaklara daldığımız zaman anladık 🙂 Çöl kentlerinin mimarisinde, bu tarz bitişik nizam, aralarında çok fazla mesafe olmayan evler yapmak gölgeyi arttırmak ve insanları güneşten korumak için yapılan bir seçimmiş. Bu seçim amacına hizmet ederken, biz turistlere de içinde kaybolacağımız, egzotik sokaklar sunuyor. Günlerden cuma olduğundan sokaklarda neredeyse kimseye rastlamadan dolaşıyoruz.

Ara sokaklar gördüğümüz evlerinin bir kısmında da rüzgâr kulelerine rastlıyoruz. Rüzgâr kuleleri havalandırma işleminin yanı sıra büyüklükleri, üzerindeki süslemelerle, ait olduğu evin sosyal statüsünü de ortaya koymaktaymış.

Yine sokaklarda rastladığımız ilginç görüntülerden bir tanesi de “Nahkl“. Sadece Yazd’e değil Şii dünyasına ait bir sembol. Nakhl’e geçmeden biraz Şiilikten bahsetmek -geç kalmış bir biçimde- lazım: Şii kelime anlamıyla taraftar demekmiş. Muaviye’ye karşı Hz. Ali’nin tarafında olanları anlatmak için kullanılan kelime sonrasında İslamiyet’teki en önemli mezheplerden birinin adı olmuş. Şiilik Hz. Muhammed’in ölümünün ardından halefinin (imam) kim olacağı tartışmasından doğar. Sünniler Muhammed’in ardından halef belirlemediğine inanırken, Şiiler Ali’nin imam olduğuna inanır. Şiilikte imam toplum, devlet ve Müslümanların lideridir. Hz. Ali’nin soyundan on bir imam daha gelmiştir: Hz. Hasan, Hz. Hüseyin, Zeynel Abidin, Muhammed Bakır, Cafer Sadık, Musa Kazım, Ali Rıza, Muhammed et-Taki, Ali en-Naki, Hasan Askeri. On ikinci imam ise henüz görünmeyen ve geldiğinde dünyaya adalet, iyilik getirecek Muhammed el-Mehdi. Şiilerde on iki imama inanılması imanın şartlarındandır. Şiilikte dini ve siyasi otoritenin birbirinden ayrılmadığını söylemiştik. On iki imamın temsilcisi ve en üst düzey vekil Ayetullah‘tır.

Şiilikte zekât, Ayetullah tarafından toplanıp dağıtıldığından, Ayetullah güçlenmiş, zaman içinde devlet de giderek zayıflamış. Tarih boyunca siyasi iktidarın İmamların hak ettiği şeyin onlardan çaldığı inancı da bu reisime eklenmiş. Bu açıdan değerlendirildiğinde İran İslam Devrimi ile siyasi iktidarla dini yönetim tek elde toplanmış.

Şii dünyasından her yıl Taziye isimli geleneksel yas tutma törenleri yapılır. Taziye törenleri ile muharrem ayının onuncu günü şehit edilen, Şii inancında üçüncü İmam olan Hüseyin’in yası tutulur. Nahkl 10 metre yüksekliğinde ve ağaçtan yapılma bir araç ve Hüseyin’in  tabutunu sembolize ediyor. Kocaman bir palmiye yaprağına benzemekte. Törenler yapılırken üzeri siyah örtüyle kaplanan araç, dolaştırıldıktan sonra, bir sonraki seneye kadar kenarda bekler.

Ara sokaklardan çıkıp, biraz daha geniş bir meydana varıyoruz. Burada şu anda otel olarak işletilen, bu sayede eki Yazd evlerinin içini görebileceğimiz Fahadan Otel‘e çay içmeye gidiyoruz. Bu ev yaklaşık 150-200 yıl önce Ağa – şeyh- Mehdi Arab tarafından yaptırılmış.  Bu gezi gerçekten bizler için çok ilginçti. Rüzgâr kulelerinin içerden nasıl göründüğünü gördüğümüz gibi aynı zamanda o kulenin altında çok daha net hissedilen esintiye de şahit olduk. Evin içi de ilginç bir biçimde -çok geniş alanları olmasına karşın- dolambaç gibiydi. Çatıya çıkarak şehri biraz tepeden gördük. Evin zeminine inerek kanat mantığını da gözlerimizle görmüş olduk. Bir de bu kısım hem gerçekten serindi hem de odanın içinden şırıl şırıl akıp giden su görsel ve zihinsel tazelik yaratıyordu. Bahsettiğimiz bütün bu alanlar hep oturma yerleri haline getirilmişti.

Biraz eğleşiyor, çaylarımızı içiyoruz. Binanın içinde üstünde kat olmayan, yani çok yüksek tavanlı bahçe gibi bir alanda alıyoruz çaylarımızı. Üstü açık olsaydı buraya eyvan derdik ama değil 🙂

Yine hareketli bir günün ardından son durağımız için tekrar yola çıkıyoruz. Şehrin biraz dışına yöneliyoruz. Şimdi daha çok kalıntılardan oluşan bölgede biraz vakit geçirip, tepeye tırmanıyoruz.

Hedefimiz Dakhme yani Sessizlik kuleleri.
Zerdüşt inancında, ölü bendenler yeryüzü ve toprağı kirletmemek adına gömülmüyor veya yakılmıyor, bunun yerine sessizlik kulesi adı verilen yerlerde akbabalar tarafından yenilmeye bırakılıyorlarmış. Ancak bu adet 1940’lı yıllarda sona ermiş. Bugün sadece Yazd ‘li gençlerin motorlarıyla tehlikeli inişler ve çıkışlar yaptıkları bir tepe gibi…

Artık fazlasıyla yorgunuz, dinlenmek için çok modern, yeni yapılmış otelimiz Safeiyeh Otel’e geçiyoruz. Yarın erkenden Tahran uçuşu var. Ben de sürekli örtü takmak ve İran’dan yorulmaya başladım… Tahran’a varmak demek, İstanbul’a bir kala demek

Reklamlar

İşlemler

Bilgi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s




%d blogcu bunu beğendi: