İran Gezi Notları – 1. Gün

5 12 2010

İran’a geziye gitme fikri neredeyse 9 yıldır aklımdaydı. 2001 yılında kısa bir dönem Dubai’de çalışmış, bu dönemde birdenbire aslında her zaman yanıbaşımızda olan OrtaDoğu’nun farkına varmış ve bana bir şekilde büyülü gelmeye başlayan bu dünyayı merak etmeye başlamıştım. İran, Suriye, Lübnan ve Ürdün özellikle gitmeyi hedeflediğim ülkeler haline gelmişti. Ancak zeminin kayganlığı, farklı zamanlardaki farklı öncelikler sonrasında Lübnan’a ancak geçen sene gidebildim. Ve nihayet bu sene  tesadüflerin üst üste gelmesi ve ilk başta planladığım tatili gerçekleştiremeyecek oluşum sebebiyle İran gündemime hızlı bir giriş yaptı ve aklıma gelişinden birkaç hafta sonra İran’a gittim.

İran 31 eyaletten meydana geliyor.  İstanbul’dan cuma akşamı 20:50’de hareket eden uçağımızla, sabahın erken saatlerinde Rezavi Horasan eyaletinin başkenti Meşhed’a  ulaştık.

Farsçada Horasan güneşin doğduğu yer anlamına geliyor. Tarih derslerinden hatırlayacağımız Horasan bölgesi ise bugünkü Afganistan, Türkmenistan, İran ve Özbekistan topraklarının da bir kısmını içine alan çok daha büyük bir alanı anlatıyor.

Uçaktan inmeden önce üzerime dizlerime kadar uzanan bir tunikle, normalde fular olarak kullandığım başörtüsünü giyiyorum. Başka bir ülkenin topraklarına inerken giyimin bu derece kısıtlanması beni çok değişik ve tedirgin bir ruh haline soktu. Bu değişik ve tatsız hissin bütün tatil boyunca devam ettiğini söylememde fayda var.

Havalimanında yakınlarını karşılamaya gelenlerin ellerinde genellikle bir çiçek buketi var. Bu sevimli adeti  gittiğimiz diğer havalimanlarında da bolca göreceğiz. Farslar çok sıcak insalar. Birbirleriyle selamlaşıp kaynaşmalarında biz Türklerde de olan o sıcak mutluluk hali hissediliyor.

Fars kelimesi Pers kelimesinin Arapça söylenişi. Arap alfabesinde yer almayan P harfinin yerine F kullanılırken söyleniş değişime uğramış.  Farslar için Osmanlıca’da Acem kelimesi kullanılsa da, aslında -arapça- Acem kelimesi Araplar tarafından kendilerinden olmayan yabancıları anlatmak için kullanılıyor. Osmanlıca’da anlam değişimine uğrayarak kullanılmış. Bu kullanım bugün de devam ediyor.

Meşhed’de  Homa Otele yerleşiyoruz. Otelimizdeki odalarımız inanılmaz geniş, balkonlu ve mutfaklı. İran’da otellerde genellikle çay yapabilmeniz için su ısıtma cihazı, çay ve su ikram olarak sunuluyor. Acak otelimiz zaman içinde oldukça bakımsız kalmış, dekorasyon ve mobilyaları eskimiş. İslam Devrimi’nin ardından turizm önemli anlamda zedelenince oteller de bundan payını almışlar.

Ertesi sabah kahvaltıda Türk usulü kahvaltıya benzer ancak daha az çeşitte sunulan bir kahvaltı ile karnımızı doyuruyoruz. Gördüğümüz insanlar gerek stilleri gerek giyinişleri ile bana 20-30 yıl öncenin Türk filmlerinde gördüğümüz karakterleri anımsatıyor.

Son model olmasa da oldukça temiz, bakımlı ve konforlu otobüsümüze yerleşerek Nişabur’a doğru yola çıkıyoruz.

Şehir içi trafikte epey bir süre oyalandıktan sonra nihayet şehirlerarası yola çıkıyoruz. İran’da şehir içlerindeki trafik inanılmaz derecede düzensiz, şöförler çok agresif araba kullanıyorlar. Gözlerini kırpmadan yayaların üstüne hızla ilerliyorlar. Şehirlerarası yollarsa, sık aralıklarla aydınlatılan, son derece bakımlı ve geniş yollar. Yol aydınlatılması konusunda herhangi bir tasarrufa gitmediklerine bütün gezimiz boyunca tanık oluyoruz. Bunun İran’ın doğal kaynak zenginliği ile yakından ilgisi olsa gerek. İran doğal gazda dünyanın ikinci büyük rezervlerine sahipken, petrol rezervleri açısından üçüncü sırada. Ancak diğer yandan şehirlerarası yollarda ihtiyaç duyabileceğimiz lokanta, tuvalet vs. gibi olanaklar yok.

Meşhed’den Nişabur’a 114KM yolumuz var. Bu yolda ilk durağımız Fakr-ı Davud kervansarayı. Belh’ten Bağdat’a uzanan ana ipek Yolu’nun İran’dan geçen kısmında da pek çok kervansaray varmış. Kervansaraylar bir kervan günde 40KM yol alabildiği için, 40M aralıklarla inşa edilirmiş. Kervasanray keslimesi gibi, onun yerine zaman zaman kullandığımız han kelimesi de farsça.

Nişabur’a varmadan 1091 yılında Şah Süleyman tarafından yaptırılan Gademgah’a uğruyoruz. Gademgah’ta 8. İmam olanİmam Rıza’nın ayakizleri olduğuna inanılıyor. Bu sebeple bir haç mekanı. Oldukça büyük bir bahçesi var: Bu bahçenin etrafına sıralanmış avlular bulunuyor. İranlılar’ı burada sohbet ederken, dinlenirken, yemek yerken gördük. Bir haç mekanı olmanın yanı sıra biraz da mesire yerini andırıyordu. Burada bizimle konuşmaya çalışan İranlılar’la biraz sohbet ediyoruz. Bizleri turist olarak ağırlamaktan çok hoşnutlar.

Nihayet Nişabur’a varıyoruz. Nişabur Sasani Kralı 1. Şapur tarafından 3. yy’da kurulmuş. İsmini de Sasani kralından almış. İpek yolunun üstünde yer alan Nişabur tarihte oldukça önemli bir rol oynamış, türkuaz ve seramikleri başlıca ihracat ürünleri olmuş. 1037 yılında Selçuklu Sultanı Tuğrul tarafından başkent ilan edilmiş.  Ancak 1221 yılında Cengiz Han’ın kızının burada öldürülmesinin ardından, Moğallar tarafından geniş çaplı kıyıma uğramış, ardından gelen depremlerle de yıkım süreci devam etmiş.

Nişabur’da ilk işimiz yemek 🙂 İran’da ilk defa tanık olduğumuz bu yemek bundan sonra yediğimiz bütün öğlen ve akşam yemeklerinin nasıl olacağının ipucunu veriyor : İran’da öğünlerde salata, yoğurt, çorba, bir çeşit zeytin ezmesi ve safranlı pilav kesinlikle ikram ediliyor. Pilavları bizden farklı olarak çok daha yağsız ve kuru. Ancak yine de lezzetli. Bu öğünde bize sunulan alternatifler tavuk şiş ve Adana kebap türevi kebaplar. Öğünler her zaman bol miktarda sunuluyor. Getirilen bir porsiyon kebabın, İstanbul’da rahatlıkla iki porsiyona denk geldiğini söyleyebiliriz.

Yemeğin ardından önce 1145-1221 yılları arasında yaşamış Feridüddin Attar‘ın anıt mezarına gidiyoruz. Attar kendisine eczacı oluşundan dolayı takılmış olan lakabı. Kendisi ünlü bir şair ve mutassavıf aynı zamanda .  Attar İran şiirini etkilemiş önemli isimlerden birisi, etkilediği önemli insanlardan bir tanesi de Mevlana. Henüz küçük bir çocukken babası ile beraber Feridüddin-i Attar’ın evinde misafir olan Mevlana, rüyasında nur yüzlü bir pirin, kendisine altı dallı bir gül fidanı verdiğini görür. rüyasını anlattığında babası; ‘altı dallı gül, senin altı ciltlik bir kitap yazacağına işarettir” der. O anda orada hazır bulunan Feridüddin-i Attar da ; ‘altı dallı güle kavuşuncaya kadar bu kitap ile meşgul olursunuz’ diyerek Mevlana’ya Mantık-ut Tayr-ı hediye eder.”

Türkçe’ye çevrilen Mant-ut Tayr (Kuşların Dili) 4724 beyitten oluşmaktadır. Mesnevi tarzındaki  eserinde, Attar kralları Simurg’u arayan kuşlardan ve yaptıkları yolculuktan bahsediyor. Diğer bir deyişle insanın hakikati bulma çabası anlatılmaktadır bu eserde. Simurg ise Allah’ın zuhur bulmuş halidir. Kuşlar bu yolculuklarında 7 zorlu vadiden geçerler : İstek, Aşk, Marifet, İstiğna (ihtiyaçsızlık), Tevhid (birlik), Hayret ve Yokluk (fakr ve fenâ). Yolculuğun sonunda ise hakikatle ummadıkları biçimde karşılaşırlar…

Attar’ın anıt mezarının hemen ardından bu sefer de yine çok yakında bulunan Ömer Hayyam’ın anıt mezarını ziyaret ediyoruz. Hayyam 1048 ile 1131 tarihleri arasında yaşamış. En çok rubaileri ile tanınsa da kendisi aynı zamanda hekim, matematikçi, filozof ve astronom. Hayyam’ın aşağıda resmini gördüğünüz anıt mezarının bir şarap kadehi, lale, rasathane olduğu söyleniyor. Bunlardan biri midir, hepsi midir yoksa hiçbiri midir sizin hayal gücünüze bırakıyorum. Hayyam’ın adını anmışken rubailerinden birine yer vermemek olmaz…

Bu dünyaya kendi isteğimle gelmedim ben;
Şaşkınlıktan başka şeyim artmadı yaşarken.
Kendi isteğimle de gidiyor değilim şimdi,
Niye geldik kaldık, niye gidiyoruz bilmeden

Günümüz sona yaklaşırken Hayyam’ın Anıt mezarının hemen yanında yer alan 1545 yılında Safevi döneminde yapılmış Imamzade Muhammed Mahruk Camii’ne de uğruyoruz. Burayı ziyaret etmek için çarşaf giymek şart. Çarşaf giymeden girişteki seramik işçiliğini seyredip, Meşhed’e dönmek üzere otobüsümüze biniyoruz.

Reklamlar

İşlemler

Bilgi

4 responses

6 12 2010
ayfer güven

Gökben’ciğim,
Harikasın! Hem notlarını, hem hafızanı, aynı zamanda düzgün Türkçeni gönülden kutluyorum. Allah ilmini arttısın! Devamını sabırsızlıkla bekliyorum. Çok önemli ve benim notlarımda olan eksik bir konuya rastlarsam sana yazacağım. En iyi dileklerim ve gönül dolusu sevgilerimle..
Ayfer

6 12 2010
Gökben Utkun

Ayfer Hn.

Beğendiğinize çok sevindim. Sizden özellikle gittiğimiz lokantalar ve yemekler konusunda destek alabilirim 🙂 Malum ben hep kebap yedim….

Gökben

29 07 2012
norm

anlatımınız güzel ama ayrıntılı değil,fiyatlar yok,nasıl hareket edilir yok.daha ayrıntılı olursa güzel olurdu. ekim 2012 de gitcem.

12 08 2012
Gökben Utkun

Yorumlarınız için teşekkürler. Bu geziyi paket turla gerçekleştrdiğim için ulaşmak istediğiniz bilgilere sahip değilim. Ancak Lonely Planet başta olmaz üzere web üzerinden ulaşabileceğiniz diğer kaynaklar sizi aradığınıza ulaştıracaktır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s




%d blogcu bunu beğendi: