Hırvatistan

5 12 2010

Ilk önce söyle bir açıklama yapmak istiyorum. Ben Hırvatistan’a gitmeden önce yakın bir arkadaşım bu adamların sloganları çok iddalı, bak bakalım ülke sloganlarındaki gibi mi demişti. Bilmeyenler için slogan “Mediterrenean as it once”. Bence slogan son derece haklı…

 

Hırvatistan gezimden derlediğm fotolara http://picasaweb.google.com.tr/gokbenutkun/HRvatistan adresinden ulaşabilirsiniz…

Bu rotayı Lonely Planet rotalarından klasik rotayı alıp biraz çeşitlendirerek oluşturduğumu söyleyebilirim. Hırvatistan’da tanıştığım ve oraya sıklıkla tatile gelen bir Macar’ın bana çok yerinde tavsiyeler verdiğini anladım. O sebeple benim gitmediğim ancak sizin deneyebileceğiniz üç yerin adını vermek istiyorum : Birisi Makarska (Split – Dubrovnik arasında, ben pas geçmiştim) Riviera. Burası deniz tatilcilerinin ilgisini çekebilir. Bir de spesifik olarak Biograd ve Primosten. (Bunların çok küçük yerler olduğunu hatırlatmakta fayda var.)

Hırvatistan gezime Zagrep ile başladım. Zagrep’te vicadanım rahat olarak çok fazla görülecek şey olmadığını söyleyebilirim. Sanıyorum bir gün Zagrep için yeterli oacaktır. Ancak ben Lonely Planet’in şaşalı anlatımı sebebiyle 4 gecelik rezervasyon yaptırmış olduğumdan, Zagrep’i üste olarak kullanıp etrafı gezmek şeklinde bir çözüme gitim. Zagrep’te kendimi Doğu Bloku ülkerlerinde çekilmiş, hep soluk renkleri olan o filmlerde gibi hissettim. Arka fon üç aşağı beş yukarı böyleydi dersem gözünüzde iyi bir resim canlanır tahmin ediyorum.

Zagrep’i üs olarak kullandığım ilk gün Varazdin‘e gittim. Yolculuğumun bundan sonrasında hep yapacağım gibi otobüs kullandım. Aşağıda bu konuda detaylı bilgi vereceğim. Burayı seçmemdeki sebep Lonely Planet’in Varazdin için : Küçük Prag yorumuydu. Ben aradığımı bulamadım. Yanlış anlaşılmasın, yolda olmayı seven bir insan olarak yolda olmak hoştu ama Varazdin kesinlikle küçük Prag değil 🙂 Bu arada yine yanlış anlama olmasın Lonely Planet benim favori yolculuk kitabımdır. Varazdin Zagrep’ten otobüsle 1 saat 45 dakika sürüyor. 1 gün için rahatlıkla gidilebilecek bir mesafe. Ülkede her tür yolculuk çok zevkli, çünkü ülke son derece yeşil, temiz ve yapılar hep doğa ile uyumlu.

Zagrep’i üs olarak kullandığım diğer bir gün şansımı zorlayarak Porec isimli küçük bir sahil kasabasına gittim. Şansımı zorlayarak diyorum zira otobüs yolculuğu 5 saat sürüyordu. Benim de aynı gün gidip dönmek gibi bir hedefim vardı. Bunun temel sebebi Istria’da Porec ve Rovinj isimli kasabaların dışında görmek istediğim bir yer yoktu, tatilin devamını Dalmaçya’yı dolaşarak geçirmeyi düşünüyordum. Porec’e eşyalarla gitmek, sonra tekrar Dalmaçya rotasına girmeye çalışmaktansa Zagrep’e geri dönmeyi uygun bulmuştum. Porec gittiğime son derece değdi, burada Unesco Dünya Miras listesinde Bizans’tan kalma bir basilica vardı. Gayet sağlam, mozaikleri Türkiye’deki eserlerle kıyaslandığında bozulmamış sayılırdı. Ben gittiğim gün bir folklor festivali vardı galiba. Hatta Türkiyeli bir ekip de oradaydı. Üzüldüğüm nokta otobüs programının tersliği sebebiyle 1 saat uzaklıktaki Rovinj kasabasına gidememiş olmam. Zira burası ile ilgili son derece olumlu değerlendirmeler duymuştum. Istria’da yine benim gitmediğim ama Roma’daki Colesium gibi ayakta kalmış arenası ile ünlü Pula şehrinden de bahsetmek lazım galiba.

Zagrep’in üs olduğu son günde Plitvice Lakes National Park‘a gittim. Burası yine Zagrep’a otobüsle yaklaşık 2 saat uzaklıkta bir milli park. Son derece güzel, bakımlı ve turizme kazandırılmak için içinde akıllıca çalışma yapılmış bir yer. Benim açımdan Hırvatistan gezisinin en ilgi çekici yerlerindendi. Turizme kazandırılmak deyince kısa bir açıklama yapmak istiyorum : İçinde farklı zaman dilimlerini ve zorluk derecelerini kapsayan yürüyüş parkurları, yürümeyi azaltmak isteyenler için otobüs ve feribot bağlantıları vardı. En üzra köşesinde bile torbası yenilenmiş çöp kutuları görmek mümkündü. Ve bir insan seli vardı parkta. Buraları gördükçe “güzel ve yanlız” Türkiye’nin nasıl harcandığını düşünmeden edemiyorum. Uzun lafın kısası gidiniz, görünüz, tavsiye ediniz… Ancak buraya otobüsle ulaşıyorsanız dönüş biletinizi almayınız. Bkz : Aşağıdaki otobüsle yolculuk kısmı. Bu yolculukla ilgili en önemli noktalardan bir tanesi de ilk defa savaşın izlerini gördüm. Hırvatistan bölgesindeki en ağır çatışmaların bir kısmı burada gerçekleşmiş.

Bir sonraki gün Zadar‘a doğru yola çıktım. Zadar Zagrep’ten yaklaşık 4 saat sürüyor. Zadar’la beraber Dalmaçya boyunca hep rastlayacağım bir şehir planlamasını ilk defa keşfettim: Bildiğiniz gibi Hırvatistan’ın uzun bir kıyı şeridi var. Son derece de girintili çıkıntılı + bol adalı bir memleket. Genelde şehirler (turistik, eski şehri kastediyorum) yarımada üzerinde kurulu. Eski şehir tamamıyle daracık taş yollardan ve taş evlerden oluşuyor. Araya da işte meydanlar, katedral vs. şeklinde bir yapılanma var. Şehir kısmen de surlarla çevrili oluyor. Dubrovnik de dahil olmak üzere anlatacağım bütün şehirler de bu vardı. Zadar’ı sevmedim. Neden derseniz ruh hali en doğru cevap olur. Gittiğim pansiyondaki hatunun merhaba demeden kalacağım iki gecenin parasını istemesi buna sebep olmuş olabilir, o gün Wimbledon finalinde Rafa ile Fedex karşılaşmasının inanılmaz bir biçimde Rafa tarafıdan kazanılmış olması olabilir. -Taktir edeceğiniz gibi ben hep Fedex, her zaman Fedex diyenlerdenim-Bilemiyorum… Yorumum son derece özneldir, bu da dikkatinizi çekti sanıyorum.

Zadar’da konakladığım ikinci gün Kornati Adaları adı verilen ve 150 adadan meydana gelen takımadaları gemi turu ile gezmeye karar verdim. Ben ettim siz etmeyin. Bu geziye çıkmayın zira Kornati adalarından bir şey anlayamayabilirsiniz. Ben de Kornati Adalarının fotografına bakınca bunu anladım : O adaları mümkünse havadan gezmek gerekiyormuş, o zaman inanılmaz bir manzara cidden varmış. Ancak feribotla bu kesin olarak anlaşılmıyor. Haa o günün hiç mi iyi tarafı yoktu : Küçük bir adada 2 saat kadar konakladık. Ben de bir zeytin ağacının altına yayılıp, yarım saat uyumuşum, bira içip keyif yapmışım. O kısım süperdi işte…

Zadar’dan bir sonraki gün koşarak Sibenic‘e kaçtım. Yolculuk yine 2 saat falandı. Ve bu şehre bayıldım. Küçük, rahat, sorunsuz, herkesin ya kıyıdaki yada arkadaki daracık taş yolların bağlandığı beklenmeyen meydanlardaki kafelerde espresso içtiği ve dünyada sanki yapılması gereken tek iş buymuş gibi davrandıkları şehir. Daha önce söylediğim daracık taş yollar, taş evler, katedral örgüsü burada da vardı. Hatta buradaki katedral de UNESCO dünya miras listesinde. Bütün bunların üstüne bir de şehri tepeden gören bir kale var. O daracık yollardan yukarı tırmanarak 15dk. gibi bir sürede çıkılabiliyor. Olağanüstü manzarası var. Ülkenin diğer bir karakteristiğinden de burada bahsetmekte fayda var : Adaların bolluğu sayesinde denize bakarken hep bir boğaz hissi yaşadım ben. İstanbul’da benim için boğazı çekici kılan şey denizi tamamlayan yeşil -olduğu kadar- tepeler. Hırvatistan’da da denizi mutlaka tamamlayan irili ufaklı adalar var. Manzarayı çok güzel kılan da sanıyorum bu dağınık adalar.

Sibenic’de kalırken Krka National Park‘a gittim. Bunun için Skradin isimli kasabaya gitmem gerekti. Gene dönüş biletinizi almayınız!!! Krka milli parkından ziyade ben Skradin’den parka ulaşmak için yaptığımız yolculuğu sevdim. Çok hoş bir nehirde ufak teknelerle transfer sağlanıyor. Yine göller, nehirler, yeşil, yeşil… Ancak park çok kalabalıktı ve o gün de inanılmaz sıcak günlerden biriydi. Alternatif Sibenic’e dönerek etrafta takılmak olduğundan mıdır nedir, benim Krka’ya kanım kaynamadı…

Ertesi gün öğlen Sibenic’ten Split‘e geçtim. Split konusunda beklentilerim yüksek değildi ancak en çok sevdiğim yerlerden biri oldu. Split’in en gözde turistik mekanı Diocletian’ın sarayı. Saray haliyle ayakta değil. 🙂 Ancak yine de görülebilecek sağlam kalmış parçaları var ki onlar da son derece etkileyici. Sarayın daha önce kapladığı alan şu anda turistlerin çok rağbet ettiği çarşıya dönüşmüş. İçinde söylenene göre 6000 civarı insan oluyormuş gün içinde. Benim en çok aklımda kalan sarayın yeraltındaki kısmı: Mahzen diye düşünülebilir. Burası oldukça sağlam. Orada tesadüf ettiğim bir tur grubunun rehberi şuna dikkatimizi çekti : Taşlara zamanında ustaları imzalarını atarmış. Yaptıkları katkıyı gösterebilmek için. Ben de birkaç imza gördüm. Zamanın ötesine taşınmış imzalar. Diğer bir detay da taştan yemek masasıydı. Rehber Romalıların yemeği yatarak yemelerinin midenin ulaşabileceği en büyük hacmi alabilmesiyle ilgili olduğunu söyledi. Yemek odasının hemen yanında da kusma odası varmış. Böylece yeme zevki uzatılabiliyormuş 🙂 O zaman blumia var mıydı o kısmı bilemiyorum tabi…

Bir sonraki gün feribotla Hvar adasına gittim. Hvar çok çok güzel bir ada. Ve de son derece pahalı. Bu noktada şöyle bir açıklama yapmakta fayda var : Adada üç yerleşim merkezi var. Stari Grad ve Hvar feribot seferlerinin yapıldığı merkezlerin adı. (Adanın da adı Hvar) Ve Stari Grad’a daha fazla feribot seferi var. Bu detay diğer büyük adalar için de geçerli. O yüzden “island hoping” yapacaklar feribot seferlerini bu bakış açısıyla incelemeliler. Hvar da yine en çok etkilendiğim nokta yerleşimin doğayla büyük bir uyum içerisinde olması. Hvar’da motosiklet kiralamak çok mantıklı olur. Zira adanın çok güzel koyları var. Bisiklet sanıyorum adanın büyüklüğü düşünülünce çok mantıklı bir yaklaşım olmayabilir.

Split’te kaldığım son gün Trogir ismindeki kasabaya gittim. Burası da UNESCO dünya mirası listesinde. Yine benzer şekilde yarımada üzerine kurulmuş daracık taş sokakları ve evleri ile çok şirin bir başka yerlerim merkezi. Ve Hırvatistan bunlarla dolu. Yollarda gitmediğim merkezlerin resmi de hep böyle bir manzarayı gösteriyordu. 🙂

Bir sonraki sabah erkenden otobüsle Dubrovnik‘e gittim. Split ve Dubrovnik arasındaki yol inanılmaz güzel. Sürekli deniz kıyısı takip ediliyor. Tıpkı bizim akdeniz, ege kıyıları gibi. Yukarda da bahsettiğim denize yayılmış küçüklü büyüklü adalar. Birbirine son derece yakın irili ufaklı yerleşim merkezleri. Benim için ilginç olan nokta Bosna-Hersek’in kısa bir deniz şeridinin olmasını farketmek ve Dubrovnik’e giderken 20dk arayla pasaport kontrolünden geçmekti. Dubrovnik’e vardığım gün cumartesiydi ve inanılmaz bir kalabalık vardı. Kendimi bir çeşit yapay oyun parkında gibi hisettim. O kalabalığın içinde Dubrovnik’i çok anlayabilmek olası değildi. Daha sonre tesadüfen konuşmasını duyduğum bir tur rehberi cumartesilerin hep çok kalabalık olduğunu, mümkünse kaçınılması gerektiğini söyledi. Ben de aynı tavsiyeyi size yapıyor olacağım. Dubrovnik de yine ülkenin geri kalanına kıyasla ortalama üç kat daha pahalı. Ben “old town”da kalmak üzere çaba gösterdim ama oraya gidince bunun çok da gerekli olmadığı fikrine kapıldım. Şehir küçük ve “old town”a sürekli otobüs bulunmakta. Burası benim favorilerimden olmadı. Bütün ülkeyi aşağı doğru dolaşırken zaten genel çizgileri bu olan (etrafı surla çevrili, daracık taş sokaklar ve evler)pek çok yerlerşim merkezinden geçtiğim için olsa gerek.

Ertesi gün feribotla Korcula adasına gittim. Bu adaya da bayıldım. Aslında Korcula’ya Dubrovnik’ten geçmek yapılacak en akıllıca seçim değil. Split ile Dubrovnik’in yaklaşık ortalarında bir yerin (Yaklaşık olarak Makarska) çok yakınına düşüyor. Ama benim yol planıma çok uygun olmadığından ben böyle bir seçim yaptım. Bu arada Dubrovnik’ten Korcula’ya geçecek olanların adaya her gün feribot seferi olmadığını hatırlamaları gerek.

Hırvatistan’da sondan bir önceki günümde Miljet adasına gittim. Buraya feribotla ulaşım çok kolay değil. Çünkü bu adaya her gün feribot seferi yok. Yine dikkat edilecek nokta adada üç ayrı yerleşim merkezi olduğu ancak Hvar’dan farklı olarak bunların arasında otobüs seferi olmadığı. Bu adada bir milli park var. Sobra’ya -yerleşim merkezlerinden birinin ismi- giden Nona Ana isminde bir deniz otobüsü var. Sabah gidiyor ve akşam dönüyor. Dolması da muhtemel olduğundan erken gitmekte fayda olabilir. Yine diğer milli parklarda olduğu gibi bisiklet, yürüme yolları, ufak merkezleri birbirine bağlayan feribot ve minübüs seçenekleri var. Burada da minübüs ve tekne programına dikkat etmekte fayda var. Burada bisiklet kiralamak da çok uygun bir seçenek. Milli parkın içinde de böyle bir imkan var.

Ertesi gün öğlen saatlerinde Mostar’a gitmek üzere yola çıktım. Hırvatistan’a kesinlikle doyduğumu söyleyebilirim. 🙂

Gelelim Pratik Bilgilere

Otobüsle yolculuk : Hırvatistan’daki otobüs düzeni Türkiye’den biraz farklı. Bütün otobüs şirketlerinin biletlerini otobüs terminalinden tek bir gişeden almak olası (Tren gibi yani). Otobüslerin bir kısmının expres, bir kısmının da boşlarsa neredeyse yerleşim birimlerindeki her otobüs durağında bile durduklarını bilmekte fayda var. Her yere otobüs var. Problem şu ki küçük bir yerleşim birimindeyseniz, beklediğiniz otobüste de doluysa ya oraya hiç uğramadan devam edebiliyor yada dursa bile yemin billah sizi almıyor. O sebepten küçük yerlere giderken gidiş-dönüş bilet almayınız. Zaten otobüste de bilet alınabiliyor. Örneğin Plitvice ve Skradin’de benim beklediğim otobüsler gelmedi. Ama orada da girişimci bir minübüs yada taksi sahibi gelip biraz daha yüksek bir ücrete topluca insanları transfer ediyor. Otobüs programlarını bulabileceğiniz tek merkezi bir internet sitesi yok. Ancak olduğunuz şehirin adı + autobusni kolodvor kelimelerini Internette aratırsanız o şehrin merkezi terminalinin ingilizce sitesini bulabilmek ve programlara bakabilmek mümkün.

Gelelim feribot seferlerine: Feribot seferlerini yapan şirketin Internet adresi : http://www.jadrolinija.hr/default.aspx?lang=2

Ben bu tatile çıkarken araba kiralamamaya karar vermiştim. Ancak bu kadar güzel kıyıları olan bir memlekette araba ile dolaşmak çok pratik olabilirdi. Zira otobüsle geçtiğimiz pek çok güzel yerde keşke burada durabilseydim de yüzseydim dediğim oldu. Araba bu özgürlüğü verebilir.

Biraz daha geniş düşünüp Hırvatistan’ın yelkenli ile gezilmesi muhteşem bir yer olacağını söylemem lazım. Ben bir gün fırsatım olursa yapmak isterim. Gerek kıyıları, gerekse adaları. Bu arada Hırvatistan bu anlamda ünlü bir yön anladığım kadarıyla. Küçüğünden büyüğüne, makülünden ihtişamlısına pek çok yelkenli-yat vs. gördüm.

Island hoping yapmak yine çok yerinde bir seçenek. Yani yelkenlimiz olmadığı 🙂 , karayolunu da tercih etmediğimiz durumda ülkeyi feribotla dolaşmak da mümkün. Özellikle adaları. Ancak bunun için yukardaki Internet sitesine iyi çalışmak lazım. Unutmayın adalaradki yerleşim merkezlerinin adları farklı. O sebepten programa bakarken sadece adanın adıyla değil, yerleşim yerlerinin adıyla incelemkte fayda var.

Kalacak yer konusuna gelince. Benim gittiğim dönem tam tatil dönemi olduğundan ben rezervasyon yaptırarak gitmeyi tercih ettim. Kaynak olarak Lonely Planet kitap ve internet sitesini kullandım. Ancak bu seneye mi özgüydü bilmiyorum -turist açısından çok parlak bir sene olmayabilir- ama feribot yada otobüsten indiğim her yerde oda arayıp aramadığımı soran pek çok insan vardı. Ben rezervasyon yaptırarak daha pahalıya kaldım uzun lafın kısası. 🙂 Ancak kalabalık olan bir yıla denk gelinirse açıkta da kalınabilir.

Reklamlar

İşlemler

Bilgi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s




%d blogcu bunu beğendi: